logo
27 Ağustos 2026

Kamu Diplomasisinin Tarihsel Gelişimi: Soğuk Savaş’tan Küreselleşme Çağına Yapısal ve Kavramsal Dönüşüm

Giriş

Uluslararası ilişkiler disiplini, uzun yıllar boyunca devletleri rasyonel, homojen ve sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş aktörler olarak kabul eden realist paradigma çerçevesinde şekillenmiştir. Bu klasik yaklaşıma göre dış politika, kapalı kapılar ardında, profesyonel diplomatlar ve devlet adamları tarafından yürütülen gizli müzakerelerden ve askerî-ekonomik güç unsurlarından (sert güç) ibarettir. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, okuryazarlık oranlarının artması ve demokratikleşme dalgaları, uluslararası siyasetin sadece hükümetler arasında değil, halklar arasında da cereyan eden bir süreç olduğunu göstermiştir. İşte bu süreçte, yabancı toplumların zihinlerini ve kalplerini kazanmayı hedefleyen "kamu diplomasisi" kavramı literatürde ve diplomatik pratikte hayati bir konum edinmiştir.

Kavram ilk olarak 1965 yılında Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Dekanı Edmund Gullion tarafından kullanıldı. Gullion, kamu diplomasisini, "kamuoyunun dış politikaların oluşturulması ve yürütülmesi üzerindeki etkisi" olarak tanımlamış; hükümetlerin diğer ülkelerdeki kamuoylarını etkileme faaliyetlerini, kültürlerarası iletişimi ve yabancı muhabirlerin raporlamalarını bu kapsama dâhil etmiştir. Joseph Nye’ın 1990’larda kavramsallaştırdığı "yumuşak güç" (soft power) kuramı ise kamu diplomasisinin teorik zeminini tahkim etmiştir. Nye’a göre bir devletin istediği sonuçları zorlama ya da para (sert güç) yerine, cazibe ve ikna yoluyla (yumuşak güç) elde etme yeteneği, kamu diplomasisinin başarısıyla doğru orantılıdır.

Bu makale, kamu diplomasisinin tarihsel serüvenini iki temel kırılma noktası üzerinden ele almaktadır. İlk olarak, kavramın kurumsallaştığı ve psikolojik savaşın en güçlü enstrümanı haline geldiği Soğuk Savaş dönemi incelenecektir. İkinci olarak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başlayan, internet ve dijital teknolojilerle ivme kazanan küreselleşme çağındaki dönüşüm ele alınacaktır. Makalenin temel iddiası, kamu diplomasisinin devlet merkezli ve monolog tabanlı bir yapıdan (Eski Kamu Diplomasisi), aktör çeşitliliğine dayalı, ağ merkezli ve diyalog odaklı bir yapıya (Yeni Kamu Diplomasisi) evrildiğidir.


1. Kamu Diplomasisinin Kavramsal ve Teorik Çerçevesi

Kamu diplomasisini tarihsel süreçleri içinde konumlandırmadan önce, kavramın ne olduğunu ve de ne olmadığını netleştirmek gerekmektedir. Kamu diplomasisi, genellikle "propaganda", "psikolojik savaş" ve "halkla ilişkiler" kavramlarıyla karıştırılmakta ya da birbirinin yerine kullanılmaktadır. Bu durum, özellikle tarihsel analizlerde metodolojik karmaşaya yol açmaktadır.


1.1. Propaganda ve Kamu Diplomasisi Ayrımı

Tarihsel olarak kamu diplomasisinin en çok benzeştiği ve iç içe geçtiği kavram ise propagandadır. Latince propaganda fide (inancı yaymak) kökünden gelen propaganda kavramı, hedef kitlenin tutum ve davranışlarını belirli bir amaca hizmet edecek şekilde manipüle etme, tek taraflı enformasyon dayatma ve gerçekleri çarpıtma eğilimi taşır. Kamu diplomasisi ise teorik olarak rızaya, karşılıklı anlayışa, şeffaflığa ve doğruluğa dayanır. Nicholas Cull’a göre propaganda, kısa vadeli ve kriz odaklı iken; kamu diplomasisi uzun vadeli ilişkiler inşa etme, güven yaratma ve kültürel köprüler kurma amacını güder. Ancak Soğuk Savaş pratiğinde bu iki kavram arasındaki sınır çoğu zaman silikleşmiştir.


1.2. Yumuşak Güç ve Kamu Diplomasisi İlişkisi

Joseph Nye, bir ülkenin gücünü üç temel kaynak üzerinden açıklar:

Kültür (başkalarına cazip gelen yönleri),

Siyasi Değerler (içeride ve dışarıda bu değerlere sadık kalınması),

Dış Politikalar (meşru ve ahlaki otoriteye sahip olarak görülmesi).

Kamu diplomasisi, bu soyut yumuşak güç kaynaklarını somut dış politika çıktılarına dönüştüren mekanizmadır. Eğer bir ülkenin kültürü ve değerleri yabancı halklar nezdinde bir çekim merkezi oluşturuyorsa, kamu diplomasisi araçları bu çekimi stratejik olarak yönetir ve devletin


2. Soğuk Savaş Döneminde Kamu Diplomasisi: İdeolojik Savaş ve Devlet Merkezli Monolog

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya, ABD ve SSCB liderliğindeki iki zıt kutba bölünmüştür. Bu dönem, askerî bir sıcak çatışmadan ziyade, ideolojik, kültürel, ekonomik ve psikolojik bir üstünlük mücadelesine sahne olmuştur. Klasik diplomasinin yetersiz kaldığı bu "dehşet dengesi" ortamında, nükleer silahların varlığı doğrudan savaşı engellerken, rekabet kitlelerin zihinlerini ele geçirme savaşına dönüşmüştür. Bu doğrultuda Soğuk Savaş, kamu diplomasisinin altın çağı ve aynı zamanda en keskin şekilde kurumsallaştığı dönem olmuştur.


2.1. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kamu Diplomasisi Kurumsallaşması

ABD, Soğuk Savaş’ın başında Sovyet komünizminin ideolojik yayılmacılığına karşı koyabilmek için kurumsal bir enformasyon altyapısı kurma ihtiyacı hissetmiştir. Bu doğrultuda atılan en önemli adımlardan biri, 1948 yılında yürürlüğe giren Smith-Mundt Yasası’dır. (Bu yasa, ABD hükümetinin denizaşırı ülkelerde programlar yürütmesine yasal zemin hazırlamış, ancak Amerikan hükümetinin kendi vatandaşlarına yönelik propaganda yapmasını yasaklayarak iç kamuoyu ile dış kamuoyunu kesin çizgilerle ayırmıştır.)

1953 yılında ise doğrudan Başkan Dwight D. Eisenhower’ın talimatıyla ABD Enformasyon Ajansı (USIA - United States Information Agency) kurulmuştur. USIA, Soğuk Savaş boyunca Amerikan kamu diplomasisinin amiral gemisi olmuştur. Ajansın misyonu da, "Amerikan dış politikasını yabancı halklara anlatmak, ABD’nin ulusal çıkarlarını küresel düzeyde savunmak ve Amerikan kültürünü tanıtmak" olarak belirlenmiştir.

Bu dönemde Amerikan kamu diplomasisi üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir:


2.1.1. Uluslararası Yayıncılık

Voice of America (VOA) (Amerika’nın Sesi), Demir Perde arkasındaki toplumlara ulaşmanın en ama en etkili yolu olmuştur. VOA, nesnel haber sunumu iddiasıyla Amerikan yaşam tarzını ve demokrasinin üstünlüklerini anlatmıştır. Bunun yanında, doğrudan CIA tarafından fonlanan ancak sivil görünen Radio Free Europe (RFE) ve Radio Liberty (RL) gibi istasyonlar, Sovyet bloku ülkelerindeki muhalif hareketleri beslemek ve komünist rejimlerin dezenformasyonunu çürütmek için yoğun yayınlar yapmıştır. Kültürel sansürün uygulandığı bu ülkelerde, kısa dalga radyolar üzerinden yayılan caz müziği ve rock'n roll, Batı dünyasının özgürlükçü imajını genç kuşaklara aktaran gizli birer elçiye dönüştüğünü görmekteyiz.


2.1.2. Eğitimsel ve Kültürel Değişim Programları

Fulbright Programı, Hubert Humphrey Bursları ve Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programları (IVLP) vasıtasıyla, gelecekte kendi ülkelerinde lider, akademisyen, gazeteci ya da siyasetçi olma potansiyeli taşıyan binlerce yabancı genç ABD’ye getirilmiştir. Bu bireylerin Amerikan sistemini yerinde tecrübe etmeleri, ülkelerine döndüklerinde Batı yanlısı ya da en azından rasyonel bir vizyona sahip olmalarını sağlamıştır. Nitekim Soğuk Savaş sonrasında birçok Doğu Bloku ülkesinin yönetim kademelerine gelen isimlerin geçmişte bu programlara katıldığı görülmektedir.


2.1.3. Kültürel Diplomasi ve "Kültürel Soğuk Savaş"

Amerikan soyut dışavurumcu resmi, Hollywood sineması ve caz müziği, devlet eliyle ya da devlet destekli vakıflar aracılığıyla Avrupa’da ve gelişmekte olan ülkelerde sergilenmiştir. Kültürel Özgürlük Kongresi gibi organizasyonlar, anti-komünist sol entelektüelleri destekleyerek, Sovyetler Birliği’nin entelektüel dünyadaki cazibesini kırmayı başarmıştır. Louis Armstrong ve Dizzy Gillespie gibi siyah caz sanatçılarının devlet sponsorluğunda dünya turnelerine çıkarılması, ABD’nin içerideki en büyük yumuşak güç zaafı olan "ırk ayrımcılığı" sorununu perdelemek için stratejik bir hamle olarak kullanılmıştır.


2.2. Sovyetler Birliği’nin Kamu Diplomasisi Stratejisi: Ajitasyon ve Propaganda

Sovyetler Birliği, kamu diplomasisini kendi ideolojik jargonuna uygun olarak "Ajitasyon ve Propaganda" sistemi içerisinde yürütmüştür. Marksist-Leninist ideolojinin evrensel yayılma iddiası, SSCB’nin dış dünyaya yönelik iletişimini son derece agresif ve organize kılmıştır.

Sovyet stratejisi, Batılı emperyalizmin sömürgeci geçmişini ve kapitalizmin yarattığı sınıfsal eşitsizlikleri, ırkçılığı hedef almıştır. Bu doğrultuda şu mekanizmalar öne çıkmıştır:

• Moskova Radyosu: Onlarca dilde yayın yaparak, özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde (Asya, Afrika, Latin Amerika) sömürge karşıtı hareketlere ideolojik yakıt sağlamıştır.

• Dostluk Dernekleri ve Kardeş Şehirler: Batı Avrupa ülkelerindeki yerel komünist partiler ve işçi sendikaları vasıtasıyla güçlü bir taban diplomasisi yürütülmüştür.

• Uluslararası Gençlik ve Öğrenci Festivalleri: Moskova, binlerce yabancı genci ağırlayarak sosyalist sistemin endüstriyel ve sosyal başarılarını (parasız eğitim, sağlık, uzay yarışındaki başarılar) sergilemiştir. Sputnik’in uzaya fırlatılması, Sovyet yumuşak gücünün ve teknolojik propagandasının zirve noktası olmuştur.

• Patrice Lumumba Halklar Dostluğu Üniversitesi: Özellikle bağlantısızlar hareketine mensup ülkelerden gelen öğrencilere ideolojik ve teknik eğitim verilerek, ülkelerine döndüklerinde Sovyet nüfuz ajanı ya da sempatizanı olmaları amaçlanmıştır.


2.3. Soğuk Savaş Kamu Diplomasisinin Yapısal Özellikleri

Bu dönemdeki kamu diplomasisi pratikleri, günümüzün yaklaşımlarından radikal biçimde ayrılmaktadır. Bu dönemi "Eski Kamu Diplomasisi" yapan nitelikler şöyle sıralanabilir:

Devlet Merkezli ve Hiyerarşik Yapı: İletişimin tek aktörü devlettir. Süreç, devletin bürokratik koridorlarında planlanır ve resmî kanallarla uygulanır.

Monolog (Tek Taraflı Aktarım): Enformasyon akışı yukarıdan aşağıyadır. Hedef kitlenin ne düşündüğü, ne hissettiği ve geri bildirimleri ancak istihbari ya da sınırlı anket çalışmalarıyla ölçülür; karşılıklı bir diyalog zemini aranmaz.

İdeolojik Kutuplaşma ve Sıfır Toplamlı Oyun: Bir tarafın kamu diplomasisi zaferi, diğer tarafın mutlak kaybı olarak görülür. Bu nedenle esneklikten uzak, katı ve doktriner bir dil hâkimdir.


3. Berlin Duvarı’nın Yıkılışı ve Geçiş Dönemi (1989-2001)

1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması ve 1991’de SSCB’nin resmen dağılması, uluslararası sistemde köklü bir tek kutupluluk dönemini (Amerikan hegemonyası) başlatmıştır. Francis Fukuyama’nın "Tarihin Sonu" teziyle sembolize ettiği bu dönemde, liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi küresel düzeyde tek geçerli model ilan edilmiştir.

Bahsi geçen jeopolitik deprem, kamu diplomasisinde bir kimlik krizine ve ardından yeniden yapılanmaya yol açmıştır. Düşmanın ortadan kalkmasıyla birlikte, özellikle ABD’de "kamu diplomasisine artık gerek kalmadığı" algısının oluşmuştur. 1999 yılında USIA kapatılmış ve görevleri ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki Kamu Diplomasisi ve Kamu İşlerinden Sorumlu Müsteşarlık altına devredilmiştir. Bu durum, bütçe kesintilerine ve stratejik bir boşluğa neden olmuştur.

Ancak bu dönem, aynı zamanda kamu diplomasisini geleceğe taşıyacak olan iki büyük dinamik doğurmuştur: Küreselleşmenin derinleşmesi ve Bilgi Teknolojileri Devrimi. CNN gibi 24 saat kesintisiz yayın yapan küresel haber ağlarının ortaya çıkışı ("CNN Etkisi"), hükümetlerin dış politika kararlarını alırken artık sadece kendi halklarını değil, tüm dünya kamuoyunu hesaba katmak zorunda olduklarını göstermiştir.


4. Küreselleşme Çağında Yeni Kamu Diplomasisi: Ağ Toplumu ve Aktör Çeşitliliği


yüzyıl, kamu diplomasisinde geleneksel kalıpların tamamen yıkıldığı bir dönemi ifade eder. Bu dönüşümü tanımlamak adına Jan Melissen, Mark Leonard ve Bruce Gregory gibi akademisyenler "Yeni Kamu Diplomasisi" kavramını geliştirmişlerdir. Yeni kamu diplomasisi, küreselleşmenin getirdiği çok boyutlu bağımlılık ilişkileri ve internet/sosyal medya devriminin yarattığı yatay iletişim ağları üzerinde yükselmektedir.


4.1. Eski ve Yeni Kamu Diplomasisi Arasındaki Yapısal Farklar

Yeni kamu diplomasisi paradigmalarını anlamak için de eski modelle karşılaştırmalı analizi elzemdir:


4.2. Küreselleşme Çağında Dönüşümü Tetikleyen Dinamikler


4.2.1. Aktörlerin Çeşitlenmesi ve Devlet Tekelinin Kırılması

Küreselleşme sürecinde ulus-devlet, dış politikanın tek belirleyicisi olma vasfını kaybetmiştir. Çok uluslu şirketler, uluslararası sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları, dinî yapılar, terör örgütleri ve hatta mikro-ünlüler ile dijital aktivistler dış politikada gündem belirleme gücüne erişmiştir.

Örnek vermek gerekirse, iklim krizi konusunda İsveçli bir aktivist olan Greta Thunberg’in başlattığı hareket, birçok devletin çevre diplomasisi stratejilerini değiştirmesine yol açmıştır. Kamu diplomasisi artık devletlerin sadece yabancı halklara kendilerini anlatması değil, bu sivil aktörlerle ortaklıklar kurarak küresel ağlara eklemlenmesi sürecidir. Manuel Castells’in ifade ettiği "Ağ Toplumu" kuramı uyarınca, günümüz dünyasında güç, hiyerarşiye sahip olanların değil, ağlar arasında bağlantı kurma yeteneği en yüksek olanlarındır.


4.2.2. Enformasyon Bolluğu ve Güvenilirlik Paradoksu

Soğuk Savaş döneminde temel sorun bilgiye erişim eksikliği (Demir Perde sansürü) iken, küreselleşme çağında sorun enformasyon obezitesi ve bilgi kirliliğidir. Siyaset bilimci Herbert Simon’ın belirttiği gibi, "bilgi bolluğu, dikkat kıtlığı yaratır." Milyonlarca internet sitesinin, sosyal medya hesabının ve dijital yayının olduğu bir ortamda, devletlerin resmî mesajlarının hedef kitleye ulaşması ve dikkat çekmesi oldukça güçleşmiştir.

Bu bağlamda Joseph Nye, yeni kamu diplomasisinde en değerli kaynağın "güvenilirlik" olduğunu savunur. Devletlerin resmî ve aşırı cilalanmış söylemleri modern kamuoyları tarafından şüpheyle karşılanmaktadır. Bu nedenle yeni kamu diplomasisi, hükümet dışı aktörlerin (sanatçılar, sporcular, akademisyenler) üçüncü taraf onaylayıcılar olarak kullanılmasını şart koşmaktadır. Bir ülkenin kültürünü, o ülkenin dışişleri bakanından ziyade, küresel çapta tanınan bir yönetmeni ya da bilim insanı çok daha etkili bir şekilde aktarabilir.


4.2.3. Monologdan Diyaloğa Geçiş

Eski kamu diplomasisi "Biz kimiz ve ne kadar harikayız?" sorusuna yanıt ararken; yeni kamu diplomasisi "Ortak sorunlarımızı çözmek için birlikte ne yapabiliriz?" sorusuna odaklanmaktadır. Küresel ısınma, pandemiler, mülteci krizleri ve uluslararası terörizm gibi sorunlar hiçbir devletin tek başına çözemeyeceği girift yapılardır. Kamu diplomasisi bu noktada bir dinleme enstrümanına dönüşmüştür. Hedef kitleyi dinlemeyen, onun kaygılarını anlamayan ve çift taraflı bir empati köprüsü kurmayan dış politika hamleleri küreselleşme çağında başarısızlığa mahkûmdur.


5. Yeni Kamu Diplomasisinin Uygulama Alanları ve Modern Araçları

Küreselleşme ve dijitalleşme, kamu diplomasisinin uygulama alanlarını çeşitlendirmiş ve operasyonel araç setini genişletmiştir. Bugün kamu diplomasisi, birbiriyle koordineli yürütülmesi gereken alt disiplinlerden oluşan bir matris yapısındadır.


5.1. Dijital Diplomasi, Siber Alan ve Twiplomasi

İnternet altyapısının gelişmesiyle birlikte kamu diplomasisi siber alana taşınmış ve "Dijital Diplomasi" kavramı doğmuştur. Devlet başkanları, büyükelçilikler ve dışişleri bakanlıkları, sosyal medya platformlarını anlık kriz yönetimi, doğrudan halka ulaşma ve imaj inşası için aktif olarak kullanmakta.

Dijital diplomasinin sağladığı imkânlar ve riskler şu şekildedir:

• Doğrudan Erişim ve Aracıların Ortadan Kalkması: Bir büyükelçi, görev yaptığı ülkenin medyasının sansürünü ya da editoryal süzgecini bypass ederek, sosyal medya üzerinden doğrudan o ülkenin vatandaşlarına hitap edebilir. Bu da aracıların kalkmasına sebebiyet verebilir.

• Anlık Geri Bildirim ve Veri Analitiği: Dijital araçlar, yürütülen bir kampanyanın hedef kitlede nasıl bir yankı uyandırdığını saniyeler içinde ölçme imkânı tanır. Büyük Veri analitiği sayesinde, hedef ülkedeki farklı demografik gruplara yönelik kişiselleştirilmiş kamu diplomasisi içerikleri üretilebilir. Bu da hızı artırarak ulaşılan kitleye göre içerik ürettiği takdirde etkileşimi artırabilir.

• Dezenformasyon ve Yankı Odaları: Dijital alanın sunduğu bu imkânlar, madalyonun diğer yüzünde devlet destekli siber trolleri, sahte haber fabrikalarını ve algı operasyonlarını barındırmaktadır. Rusya’nın 2016 ABD başkanlık seçimlerine sosyal medya üzerinden müdahale ettiği iddiaları ya da devletlerin sosyal ağlarda kurduğu algoritmik yankı odaları, dijital kamu diplomasisinin karanlık boyutunu gözler önüne sermektedir.


5.2. Ulus Markalaması

Küreselleşmeyle birlikte yeni düzen, devletleri aynı zamanda küresel pazarda birbiriyle rekabet eden ticari markalar haline getirmiştir. Simon Anholt tarafından geliştirilen "Ulus Markalaması" kavramı, bir ülkenin itibarını yönetmek için kurumsal pazarlama tekniklerinin dış politikaya uyarlanmasıdır. Bir ülkenin ulus markası gücü; turizm cazibesi, ihraç ettiği ürünlerin kalitesi, yatırım ortamı, hükümet politikaları, kültürel mirası ve insan sermayesi olmak üzere altı boyuttan oluşur.

• Örnekler: Güney Kore’nin devlet destekli bir stratejiyle pop müzik (K-Pop), diziler (K-Drama) ve kozmetik ürünleri üzerinden yürüttüğü "Hallyu", yani Kore Dalgası akımı, ülkeyi küresel bir çekim merkezine dönüştürmüştür. Yakın şekilde, Japonya’nın "Cool Japan" stratejisiyle anime, manga ve gastronomi üzerinden inşa ettiği sempatik imaj, ülkenin İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma militarist geçmişini unutturmakta büyük rol oynamıştır.


5.3. İnsani Diplomasi ve Kalkınma Yardımları

Bir devletin kriz anlarında, doğal afetlerde ya da ekonomik yetersizliklerde diğer toplumlara uzattığı yardım eli, en kalıcı ve derin kamu diplomasisi etkilerinden birini yaratır. İnsani diplomasi, yumuşak gücün ahlaki ve vicdani boyutunu temsil eder.

• Örnekler: Türkiye’nin TİKA (Türk İş Birliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı), AFAD ve Kızılay aracılığıyla Balkanlar, Afrika ve Orta Doğu’da yürüttüğü kalkınma ve insani yardım faaliyetleri; Somali gibi kırılgan devletlerde inşa ettiği hastaneler ve okullar, yerel halklar nezdinde güçlü bir Türkiye algısı yaratmıştır. Aynı şekilde COVID-19 pandemisi döneminde devletlerin yürüttüğü "Maske ve Aşı Diplomasisi", küresel rekabetin insani yardım üzerinden yürütülen birer yansıması olmuştur.


5.4. Kültürel ve Eğitimsel Diplomasi

Geleneksel dönemden devir alınmış olan kültür ve eğitim diplomasisi, küreselleşme çağında daha kurumsal ve yaygın enstitüler ağlarıyla sürdürülmektedir. İngiltere’nin British Council’ı, Fransa’nın Alliance Française’i, Almanya’nın Goethe-Institut’ü, İspanya’nın Instituto Cervantes’i, Çin’in Konfüçyüs Enstitüleri ve Türkiye’nin Yunus Emre Enstitüsü ile Maarif Vakfı bu alanın önemli küresel aktörleridir. Bu kurumlar dil öğretiminin ötesinde, entelektüel tartışma zeminleri yaratarak ve ortak sanatsal projeler üreterek, devletlerin dış politika vizyonlarına sivil görünümlü bir meşruiyet tabanı sağlarlar.


6. 21. Yüzyılda Kamu Diplomasisinin Karşılaştığı Meydan Okumalar ve Gelecek Projeksiyonları

Küreselleşme çağında kamu diplomasisi büyük bir evrim geçirmiş olsa da, çağın getirdiği yapısal krizler ve teknolojik gelişmeler yeni sınamaları da beraberinde getirmektedir.


6.1. Post-Truth (Hakikat Sonrası) Çağı ve Güven Krizi

2010’lu yıllardan itibaren küresel siyasette ağırlığını hissettiren "Hakikat Sonrası" (Post-Truth) iklimi, rasyonel argümanların ve nesnel gerçeklerin önemini yitirmesine, buna karşın duyguların ve kişisel inançların kamuoyunu şekillendirmesine yol açmıştır. Yapay zekâ destekli Deepfake teknolojileri, manipüle edilmiş videolar ve algoritmik dezenformasyon, siber alanda neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt etmeyi imkânsız kılmaktadır. Bu ortamda, kamu diplomasisinin en temel yapı taşı olan "güvenilirlik", derin bir erozyona uğramıştır. Devletler artık sadece kendi mesajlarını yaymakla değil, kendilerine yönelik asimetrik bilgi savaşlarıyla (fake news) mücadele etmekle de yükümlüdür.


6.2. Keskin Güç (Sharp Power) Kavramı ve Kamu Diplomasisinin Silahlaştırılması

Christopher Walker ve Jessica Ludwig tarafından kavramsallaştırılmış olan "Keskin Güç", otoriter rejimlerin (özellikle Çin ve Rusya) demokratik ülkelerin açık fikir ortamlarını, sivil toplumunu ve medyasını manipüle etmek, sansürlemek ve bölmek amacıyla yürüttüğü yıkıcı faaliyetleri tanımlar. Keskin güç, kamu diplomasisinin yumuşak güç üretme amacından saparak, enformasyonun bir silah olarak kullanılması durumudur. RT (Russia Today) ya da CGTN (China Global Television Network) gibi küresel yayın ağlarının, Batı demokrasilerindeki iç kutupsallıkları derinleştirmeye yönelik yayın politikaları, kamu diplomasisinin liberal ve barışçıl doğasını tehdit eden bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.


6.3. Yapay Zekâ ve Algoritma Diplomasisi

Gelecekteki kamu diplomasisi, büyük veri analitiği ve üretken yapay zekâ sistemleri tarafından domine edilecektir. Hedef kitlelerin sosyal medya ayak izlerini analiz ederek kişiye özel ikna stratejileri geliştiren algoritmalar, diplomatik mesajların bireysel hedeflemeyle iletilmesini sağlayacaktır. Bu durum, kamu diplomasisini kitlesel bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp, birebir ve hiper-kişiselleştirilmiş bir etkileşim modeline dönüştürecektir. Fakat bu dönüşüm, etik tartışmaları ve siber gözetim sorunlarını da beraberinde getirecektir.


Sonuç

Kamu diplomasisi, Soğuk Savaş’ın iki kutuplu ve ideolojik olarak katı ikliminden doğup kurumsallaşmış; küreselleşmenin getirdiği çoğulcu, akışkan ve dijital dünya düzeninde ise kabuk değiştirerek modern dış politikanın merkezine yerleşmiştir. Tarihsel gelişim çizgisi incelendiğinde, bu sürecin sadece araçsal bir değişim (radyodan sosyal medyaya geçiş) olmadığı, derin bir zihniyet ve paradigma dönüşümünü barındırdığı görülmektedir.

Eski kamu diplomasisinin devlet merkezli, hiyerarşik ve monoloğa dayalı yapısı, küreselleşme çağının ağ merkezli, çok aktörlü ve diyalog odaklı "Yeni Kamu Diplomasisi" modeline yenik düşmüştür. Bugün artık yabancı kamuoylarına sadece "enformasyon dikte etmek" ya da parlak imaj kampanyalarıyla göz boyamak mümkün değildir. Küreselleşmiş dünyanın eğitimli ve dijital olarak birbirine bağlı vatandaşları, dış politika aktörlerinden şeffaflık, tutarlılık ve ortak küresel sorunlara yönelik samimi çözümler beklemektedir.

Sonuç olarak, bir devletin askerî ve ekonomik gücü ne kadar büyük olursa olsun, bu gücü meşru bir diplomatik söylemle destekleyemediği, sivil toplumun ve küresel ağların desteğini arkasına alamadığı sürece kalıcı bir küresel başarı elde etmesi imkânsızdır. Hakikat sonrası çağın siber karmaşasıyla güven krizine rağmen kamu diplomasisi, uluslararası ilişkilerde kaba kuvvetin ötesinde, insan zihnine ve kalbine hitap eden en rafine barış ve ikna sanatı olma vasfını gelecekte de koruyacaktır.


Yazar: Ronya Çelik


Kaynakça


• Aksu, F. (2024). Kamu diplomasisi: Kavramlar, yaklaşımlar ve uygulamalar. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 24(Özel Sayı), 211-230.


• Kılavuz, R. (2024). KAMU DİPLOMASİSİ LİTERATÜRÜNÜN BİBLİYOMETRİK ANALİZİ: TEORİK ÇERÇEVE VE AKADEMİK EĞİLİMLER. Milli Kültür Araştırmaları Dergisi, 8(2), 178-193.


• Savaş, C. (2024). Uluslararası ilişkilerin kültürel boyutunu yeniden düşünmek: Kültürel diplomasi ve kamu diplomasisi kavramlarının karşılaştırmalı bir analizi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 13(3), 1292-1309.


• Yaşar, M., & Özcan, M. S. Ö. (2023). SOĞUK SAVAŞ SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA KAMU DİPLOMASİSİNİN ROLÜ VE ETKİSİ (Doctoral dissertation, Erciyes University).


• Gündoğdu, S. (2021). TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YUMUŞAK GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ: Kurumlar ve Uygulamalar (2002-2013). Nobel Akademik Yayıncılık.


• Köksoy, E. (2014). Kamu diplomasisi ve halkla ilişkiler ilişkisi: Kuramsal bir değerlendirme. Marmara İletişim Dergisi, (22), 211-231.


• Toker, E. K., & Çağla, C. (2022). Yeni Kamu Diplomasisi, Sosyal Medya ve Devlet Dışı Aktörler. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (72), 92-108.


• Köksoy, E. R. G. Ü. N. (2023). Gelenekselden dijitale kamu diplomasisi.


• Mavruk, Ç., & Baykal, S. (2022). DİJİTALLEŞME ÇAĞINDA YUMUŞAK GÜCÜN YENİ UNSURU: DİJİTAL DİPLOMASİ. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, 12(Dijitalleşme), 348-358.


• Göksu, O. (2023). 21. Yüzyılda Türkiye'nin Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Gücü: Yapısı, Araçları ve Mesajları. Erciyes İletişim Dergisi, 10(2), 845-870.


• Ercan, A. (2020). Diplomasinin Değişen Tanımları Ad Hoc Diplomasiden Twiplomacy ve Tekploması Çağına. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1(39), 135-148.


• Yıldırım, E. (2019). İnsani diplomasi faaliyetlerinin Türkiye’nin yumuşak gücüne etkisi. OPUS International Journal of Society Researches, 13(19), 2562-2591.


• Kınık, K., & Aslan, H. K. (2020). İnsani diplomasi. Dönüşen diplomasi ve Türkiye: Aktörler, alanlar, araçlar, 353-391.


• Zenginoğlu, S. (2020). KÜRESELLEŞMENİN POST’LARI: POST-MODERNİZM, POST-TRUTH VE POST-COVID. Uluslararası Sosyal Bilimler Akademi Dergisi, (4), 805-817.


• Ekşi, M. (2022). Kamu diplomasisinde post-truth: Bir meydan okuma olarak dezenformasyon. İletişim ve diplomasi, (9), 3-24.

Son Yazılar

Kamu Diplomasisinin Tarihsel Gelişimi: Soğuk Savaş’tan Küreselleşme Çağına Yapısal ve Kavramsal Dönüşüm 27 Ağustos 2026

Kamu diplomasisi, geleneksel diplomasinin devletten devlete (G2G) yürüttüğü gizlilik odaklı iletişim modeline alternatif olarak, bir devletin yabancı kamuları etkileme, ikna etme ve kendi lehine sempati yaratma çabalarını içeren stratejik bir dış politika aracıdır. Kavramsal kökenleri antik döneme kadar uzansa da modern anlamda kurumsallaşması ve küresel siyasette merkezi bir aktör haline gelmesi Soğuk Savaş dönemiyle başlamıştır. İki kutuplu dünya düzeninde ideolojik propaganda ve kitle iletişim araçlarının kullanımıyla şekillenen kamu diplomasisi, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından küreselleşme, dijitalleşme ve ağ toplumunun yükselişiyle köklü bir paradigma değişimine uğramıştır. Bu makale, kamu diplomasisinin tarihsel gelişimini, Soğuk Savaş dönemi ve sonrası ekseninde incelemekte; tek taraflı enformasyon aktarımından (eski kamu diplomasisi), çift taraflı, diyalog odaklı ve ağ tabanlı etkileşime (yeni kamu diplomasisi) geçişi teorik ve pratik boyutlarıyla analiz etmektedir.

Devamını Oku
Kamu Diplomasisi ve Yapay Zekâ 25 Ağustos 2026

Bu çalışmada, yapay zekâ ve dijital teknolojilerin kamu diplomasisi üzerindeki dönüştürücü etkisi ele alınmaktadır. Çalışma; anlatı oluşturma, algoritmalar, dijital diplomasi, deepfake, dezenformasyon ve sosyal medya gibi başlıklar üzerinden yapay zekânın kamuoyunu etkileme ve diplomatik iletişimi yeniden şekillendirme potansiyelini incelemektedir. Bunun yanı sıra, teknolojik dönüşümün beraberinde getirdiği etik, güvenlik ve güven sorunlarına dikkat çekilerek yapay zekânın Türk kamu diplomasisi açısından sunduğu fırsatlar ve riskler değerlendirilmektedir.

Devamını Oku
Kamu Diplomasisi Mi, Lobicilik Mi? 02 Ekim 2025

    Görece yeni bir kavram olan “kamu diplomasisi”, çoğu zaman “lobicilik” ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Oysa lobicilik, özellikle Türkiye’nin Batı ülkelerinde karşılaştığı olumsuz propagandalar bağlamında gündeme gelmiş ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bu amaçla faaliyet gösteren özel ticari kuruluşlar üzerinden yürütülen bir yöntem olarak öne çıkmıştır. Ancak bu yöntemin, geçmişte Türkiye’nin imajını düzeltmeye kayda değer bir katkı sağladığını söylemek güçtür.


    Buna karşılık, kamu diplomasisi bir ülkenin dış politika hedeflerine sivil katkı sağlamayı amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu bağlamda sivil destek; devlet diplomasisinin dışında, sivil toplum örgütleri, akademi, kanaat önderleri veya toplumun önde gelen isimleri tarafından yürütülen faaliyetleri kapsamaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi veya Almanya Federal Meclisi (Bundestag) nezdinde, resmi lobi listeleri aracılığıyla gerçekleştirilen çalışmaların günümüzün diyalog temelli modern kamu diplomasisi ile karıştırılmaması gerekir. Kamu diplomasisi, bütün alt faaliyet alanlarıyla değerlendirildiğinde, “lobiciliğin” dar çerçevesinin ötesinde, çok daha geniş ve sınırsız imkânlar sunan bir alandır.


    Dolayısıyla, kamu diplomasisinin kültür, sanat, bilim, spor, siyaset, ekonomi, ticaret, insani yardım ve diaspora diplomasisi gibi farklı alanlarda sunduğu imaj oluşturma, değiştirme ve pekiştirme fırsatlarından yararlanmak; ticari kuruluşlar aracılığıyla yürütülen dar kapsamlı “lobicilik” faaliyetlerinden çok daha etkili ve faydalıdır.

Devamını Oku
15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ve Türk Kamu Diplomasisi 16 Temmuz 2025 15 Temmuz 2016’da milletimizin gösterdiği tarihi direnişin 9. yılında, FETÖ ile mücadelenin uluslararası boyutu ve Türkiye’nin kamu diplomasisi stratejileri bu özel sayıda ele alınmıştır.


Devamını Oku