GÜNCEL
Dijital çağda, yanıltıcı bilgi ve dezinformasyonun yayılması, uluslararası ilişkiler ve kamu diplomasisi üzerinde ciddi etkilere sahip olmaktadır. Bu araştırmada, yanıltıcı bilginin kamu diplomasisi üzerindeki etkileri ve bu sorunla nasıl başa çıkılması gerektiği incelenmiştir.
Devamını OkuKamu diplomasisi, uluslararası ilişkilerde giderek artan bir öneme sahip olmaktadır. Bu araştırmada, kamu diplomasisinin uluslararası kriz yönetiminde nasıl etkili bir araç haline geldiği incelenmiştir
Devamını Oku- GÖRÜŞLER
Kamu Diplomasisinin Tarihsel Gelişimi: Soğuk Savaş’tan Küreselleşme Çağına Yapısal ve Kavramsal Dönüşüm
27 Ağustos 2026Giriş
Uluslararası ilişkiler disiplini, uzun yıllar boyunca devletleri rasyonel, homojen ve sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş aktörler olarak kabul eden realist paradigma çerçevesinde şekillenmiştir. Bu klasik yaklaşıma göre dış politika, kapalı kapılar ardında, profesyonel diplomatlar ve devlet adamları tarafından yürütülen gizli müzakerelerden ve askerî-ekonomik güç unsurlarından (sert güç) ibarettir. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, okuryazarlık oranlarının artması ve demokratikleşme dalgaları, uluslararası siyasetin sadece hükümetler arasında değil, halklar arasında da cereyan eden bir süreç olduğunu göstermiştir. İşte bu süreçte, yabancı toplumların zihinlerini ve kalplerini kazanmayı hedefleyen "kamu diplomasisi" kavramı literatürde ve diplomatik pratikte hayati bir konum edinmiştir.
Kavram ilk olarak 1965 yılında Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Dekanı Edmund Gullion tarafından kullanıldı. Gullion, kamu diplomasisini, "kamuoyunun dış politikaların oluşturulması ve yürütülmesi üzerindeki etkisi" olarak tanımlamış; hükümetlerin diğer ülkelerdeki kamuoylarını etkileme faaliyetlerini, kültürlerarası iletişimi ve yabancı muhabirlerin raporlamalarını bu kapsama dâhil etmiştir. Joseph Nye’ın 1990’larda kavramsallaştırdığı "yumuşak güç" (soft power) kuramı ise kamu diplomasisinin teorik zeminini tahkim etmiştir. Nye’a göre bir devletin istediği sonuçları zorlama ya da para (sert güç) yerine, cazibe ve ikna yoluyla (yumuşak güç) elde etme yeteneği, kamu diplomasisinin başarısıyla doğru orantılıdır.
Bu makale, kamu diplomasisinin tarihsel serüvenini iki temel kırılma noktası üzerinden ele almaktadır. İlk olarak, kavramın kurumsallaştığı ve psikolojik savaşın en güçlü enstrümanı haline geldiği Soğuk Savaş dönemi incelenecektir. İkinci olarak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başlayan, internet ve dijital teknolojilerle ivme kazanan küreselleşme çağındaki dönüşüm ele alınacaktır. Makalenin temel iddiası, kamu diplomasisinin devlet merkezli ve monolog tabanlı bir yapıdan (Eski Kamu Diplomasisi), aktör çeşitliliğine dayalı, ağ merkezli ve diyalog odaklı bir yapıya (Yeni Kamu Diplomasisi) evrildiğidir.
1. Kamu Diplomasisinin Kavramsal ve Teorik Çerçevesi
Kamu diplomasisini tarihsel süreçleri içinde konumlandırmadan önce, kavramın ne olduğunu ve de ne olmadığını netleştirmek gerekmektedir. Kamu diplomasisi, genellikle "propaganda", "psikolojik savaş" ve "halkla ilişkiler" kavramlarıyla karıştırılmakta ya da birbirinin yerine kullanılmaktadır. Bu durum, özellikle tarihsel analizlerde metodolojik karmaşaya yol açmaktadır.
1.1. Propaganda ve Kamu Diplomasisi Ayrımı
Tarihsel olarak kamu diplomasisinin en çok benzeştiği ve iç içe geçtiği kavram ise propagandadır. Latince propaganda fide (inancı yaymak) kökünden gelen propaganda kavramı, hedef kitlenin tutum ve davranışlarını belirli bir amaca hizmet edecek şekilde manipüle etme, tek taraflı enformasyon dayatma ve gerçekleri çarpıtma eğilimi taşır. Kamu diplomasisi ise teorik olarak rızaya, karşılıklı anlayışa, şeffaflığa ve doğruluğa dayanır. Nicholas Cull’a göre propaganda, kısa vadeli ve kriz odaklı iken; kamu diplomasisi uzun vadeli ilişkiler inşa etme, güven yaratma ve kültürel köprüler kurma amacını güder. Ancak Soğuk Savaş pratiğinde bu iki kavram arasındaki sınır çoğu zaman silikleşmiştir.
1.2. Yumuşak Güç ve Kamu Diplomasisi İlişkisi
Joseph Nye, bir ülkenin gücünü üç temel kaynak üzerinden açıklar:
Kültür (başkalarına cazip gelen yönleri),
Siyasi Değerler (içeride ve dışarıda bu değerlere sadık kalınması),
Dış Politikalar (meşru ve ahlaki otoriteye sahip olarak görülmesi).
Kamu diplomasisi, bu soyut yumuşak güç kaynaklarını somut dış politika çıktılarına dönüştüren mekanizmadır. Eğer bir ülkenin kültürü ve değerleri yabancı halklar nezdinde bir çekim merkezi oluşturuyorsa, kamu diplomasisi araçları bu çekimi stratejik olarak yönetir ve devletin
2. Soğuk Savaş Döneminde Kamu Diplomasisi: İdeolojik Savaş ve Devlet Merkezli Monolog
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya, ABD ve SSCB liderliğindeki iki zıt kutba bölünmüştür. Bu dönem, askerî bir sıcak çatışmadan ziyade, ideolojik, kültürel, ekonomik ve psikolojik bir üstünlük mücadelesine sahne olmuştur. Klasik diplomasinin yetersiz kaldığı bu "dehşet dengesi" ortamında, nükleer silahların varlığı doğrudan savaşı engellerken, rekabet kitlelerin zihinlerini ele geçirme savaşına dönüşmüştür. Bu doğrultuda Soğuk Savaş, kamu diplomasisinin altın çağı ve aynı zamanda en keskin şekilde kurumsallaştığı dönem olmuştur.
2.1. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kamu Diplomasisi Kurumsallaşması
ABD, Soğuk Savaş’ın başında Sovyet komünizminin ideolojik yayılmacılığına karşı koyabilmek için kurumsal bir enformasyon altyapısı kurma ihtiyacı hissetmiştir. Bu doğrultuda atılan en önemli adımlardan biri, 1948 yılında yürürlüğe giren Smith-Mundt Yasası’dır. (Bu yasa, ABD hükümetinin denizaşırı ülkelerde programlar yürütmesine yasal zemin hazırlamış, ancak Amerikan hükümetinin kendi vatandaşlarına yönelik propaganda yapmasını yasaklayarak iç kamuoyu ile dış kamuoyunu kesin çizgilerle ayırmıştır.)
1953 yılında ise doğrudan Başkan Dwight D. Eisenhower’ın talimatıyla ABD Enformasyon Ajansı (USIA - United States Information Agency) kurulmuştur. USIA, Soğuk Savaş boyunca Amerikan kamu diplomasisinin amiral gemisi olmuştur. Ajansın misyonu da, "Amerikan dış politikasını yabancı halklara anlatmak, ABD’nin ulusal çıkarlarını küresel düzeyde savunmak ve Amerikan kültürünü tanıtmak" olarak belirlenmiştir.
Bu dönemde Amerikan kamu diplomasisi üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir:
2.1.1. Uluslararası Yayıncılık
Voice of America (VOA) (Amerika’nın Sesi), Demir Perde arkasındaki toplumlara ulaşmanın en ama en etkili yolu olmuştur. VOA, nesnel haber sunumu iddiasıyla Amerikan yaşam tarzını ve demokrasinin üstünlüklerini anlatmıştır. Bunun yanında, doğrudan CIA tarafından fonlanan ancak sivil görünen Radio Free Europe (RFE) ve Radio Liberty (RL) gibi istasyonlar, Sovyet bloku ülkelerindeki muhalif hareketleri beslemek ve komünist rejimlerin dezenformasyonunu çürütmek için yoğun yayınlar yapmıştır. Kültürel sansürün uygulandığı bu ülkelerde, kısa dalga radyolar üzerinden yayılan caz müziği ve rock'n roll, Batı dünyasının özgürlükçü imajını genç kuşaklara aktaran gizli birer elçiye dönüştüğünü görmekteyiz.
2.1.2. Eğitimsel ve Kültürel Değişim Programları
Fulbright Programı, Hubert Humphrey Bursları ve Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programları (IVLP) vasıtasıyla, gelecekte kendi ülkelerinde lider, akademisyen, gazeteci ya da siyasetçi olma potansiyeli taşıyan binlerce yabancı genç ABD’ye getirilmiştir. Bu bireylerin Amerikan sistemini yerinde tecrübe etmeleri, ülkelerine döndüklerinde Batı yanlısı ya da en azından rasyonel bir vizyona sahip olmalarını sağlamıştır. Nitekim Soğuk Savaş sonrasında birçok Doğu Bloku ülkesinin yönetim kademelerine gelen isimlerin geçmişte bu programlara katıldığı görülmektedir.
2.1.3. Kültürel Diplomasi ve "Kültürel Soğuk Savaş"
Amerikan soyut dışavurumcu resmi, Hollywood sineması ve caz müziği, devlet eliyle ya da devlet destekli vakıflar aracılığıyla Avrupa’da ve gelişmekte olan ülkelerde sergilenmiştir. Kültürel Özgürlük Kongresi gibi organizasyonlar, anti-komünist sol entelektüelleri destekleyerek, Sovyetler Birliği’nin entelektüel dünyadaki cazibesini kırmayı başarmıştır. Louis Armstrong ve Dizzy Gillespie gibi siyah caz sanatçılarının devlet sponsorluğunda dünya turnelerine çıkarılması, ABD’nin içerideki en büyük yumuşak güç zaafı olan "ırk ayrımcılığı" sorununu perdelemek için stratejik bir hamle olarak kullanılmıştır.
2.2. Sovyetler Birliği’nin Kamu Diplomasisi Stratejisi: Ajitasyon ve Propaganda
Sovyetler Birliği, kamu diplomasisini kendi ideolojik jargonuna uygun olarak "Ajitasyon ve Propaganda" sistemi içerisinde yürütmüştür. Marksist-Leninist ideolojinin evrensel yayılma iddiası, SSCB’nin dış dünyaya yönelik iletişimini son derece agresif ve organize kılmıştır.
Sovyet stratejisi, Batılı emperyalizmin sömürgeci geçmişini ve kapitalizmin yarattığı sınıfsal eşitsizlikleri, ırkçılığı hedef almıştır. Bu doğrultuda şu mekanizmalar öne çıkmıştır:
• Moskova Radyosu: Onlarca dilde yayın yaparak, özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde (Asya, Afrika, Latin Amerika) sömürge karşıtı hareketlere ideolojik yakıt sağlamıştır.
• Dostluk Dernekleri ve Kardeş Şehirler: Batı Avrupa ülkelerindeki yerel komünist partiler ve işçi sendikaları vasıtasıyla güçlü bir taban diplomasisi yürütülmüştür.
• Uluslararası Gençlik ve Öğrenci Festivalleri: Moskova, binlerce yabancı genci ağırlayarak sosyalist sistemin endüstriyel ve sosyal başarılarını (parasız eğitim, sağlık, uzay yarışındaki başarılar) sergilemiştir. Sputnik’in uzaya fırlatılması, Sovyet yumuşak gücünün ve teknolojik propagandasının zirve noktası olmuştur.
• Patrice Lumumba Halklar Dostluğu Üniversitesi: Özellikle bağlantısızlar hareketine mensup ülkelerden gelen öğrencilere ideolojik ve teknik eğitim verilerek, ülkelerine döndüklerinde Sovyet nüfuz ajanı ya da sempatizanı olmaları amaçlanmıştır.
2.3. Soğuk Savaş Kamu Diplomasisinin Yapısal Özellikleri
Bu dönemdeki kamu diplomasisi pratikleri, günümüzün yaklaşımlarından radikal biçimde ayrılmaktadır. Bu dönemi "Eski Kamu Diplomasisi" yapan nitelikler şöyle sıralanabilir:
Devlet Merkezli ve Hiyerarşik Yapı: İletişimin tek aktörü devlettir. Süreç, devletin bürokratik koridorlarında planlanır ve resmî kanallarla uygulanır.
Monolog (Tek Taraflı Aktarım): Enformasyon akışı yukarıdan aşağıyadır. Hedef kitlenin ne düşündüğü, ne hissettiği ve geri bildirimleri ancak istihbari ya da sınırlı anket çalışmalarıyla ölçülür; karşılıklı bir diyalog zemini aranmaz.
İdeolojik Kutuplaşma ve Sıfır Toplamlı Oyun: Bir tarafın kamu diplomasisi zaferi, diğer tarafın mutlak kaybı olarak görülür. Bu nedenle esneklikten uzak, katı ve doktriner bir dil hâkimdir.
3. Berlin Duvarı’nın Yıkılışı ve Geçiş Dönemi (1989-2001)
1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması ve 1991’de SSCB’nin resmen dağılması, uluslararası sistemde köklü bir tek kutupluluk dönemini (Amerikan hegemonyası) başlatmıştır. Francis Fukuyama’nın "Tarihin Sonu" teziyle sembolize ettiği bu dönemde, liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi küresel düzeyde tek geçerli model ilan edilmiştir.
Bahsi geçen jeopolitik deprem, kamu diplomasisinde bir kimlik krizine ve ardından yeniden yapılanmaya yol açmıştır. Düşmanın ortadan kalkmasıyla birlikte, özellikle ABD’de "kamu diplomasisine artık gerek kalmadığı" algısının oluşmuştur. 1999 yılında USIA kapatılmış ve görevleri ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki Kamu Diplomasisi ve Kamu İşlerinden Sorumlu Müsteşarlık altına devredilmiştir. Bu durum, bütçe kesintilerine ve stratejik bir boşluğa neden olmuştur.
Ancak bu dönem, aynı zamanda kamu diplomasisini geleceğe taşıyacak olan iki büyük dinamik doğurmuştur: Küreselleşmenin derinleşmesi ve Bilgi Teknolojileri Devrimi. CNN gibi 24 saat kesintisiz yayın yapan küresel haber ağlarının ortaya çıkışı ("CNN Etkisi"), hükümetlerin dış politika kararlarını alırken artık sadece kendi halklarını değil, tüm dünya kamuoyunu hesaba katmak zorunda olduklarını göstermiştir.
4. Küreselleşme Çağında Yeni Kamu Diplomasisi: Ağ Toplumu ve Aktör Çeşitliliği
yüzyıl, kamu diplomasisinde geleneksel kalıpların tamamen yıkıldığı bir dönemi ifade eder. Bu dönüşümü tanımlamak adına Jan Melissen, Mark Leonard ve Bruce Gregory gibi akademisyenler "Yeni Kamu Diplomasisi" kavramını geliştirmişlerdir. Yeni kamu diplomasisi, küreselleşmenin getirdiği çok boyutlu bağımlılık ilişkileri ve internet/sosyal medya devriminin yarattığı yatay iletişim ağları üzerinde yükselmektedir.
4.1. Eski ve Yeni Kamu Diplomasisi Arasındaki Yapısal Farklar
Yeni kamu diplomasisi paradigmalarını anlamak için de eski modelle karşılaştırmalı analizi elzemdir:
4.2. Küreselleşme Çağında Dönüşümü Tetikleyen Dinamikler
4.2.1. Aktörlerin Çeşitlenmesi ve Devlet Tekelinin Kırılması
Küreselleşme sürecinde ulus-devlet, dış politikanın tek belirleyicisi olma vasfını kaybetmiştir. Çok uluslu şirketler, uluslararası sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları, dinî yapılar, terör örgütleri ve hatta mikro-ünlüler ile dijital aktivistler dış politikada gündem belirleme gücüne erişmiştir.
Örnek vermek gerekirse, iklim krizi konusunda İsveçli bir aktivist olan Greta Thunberg’in başlattığı hareket, birçok devletin çevre diplomasisi stratejilerini değiştirmesine yol açmıştır. Kamu diplomasisi artık devletlerin sadece yabancı halklara kendilerini anlatması değil, bu sivil aktörlerle ortaklıklar kurarak küresel ağlara eklemlenmesi sürecidir. Manuel Castells’in ifade ettiği "Ağ Toplumu" kuramı uyarınca, günümüz dünyasında güç, hiyerarşiye sahip olanların değil, ağlar arasında bağlantı kurma yeteneği en yüksek olanlarındır.
4.2.2. Enformasyon Bolluğu ve Güvenilirlik Paradoksu
Soğuk Savaş döneminde temel sorun bilgiye erişim eksikliği (Demir Perde sansürü) iken, küreselleşme çağında sorun enformasyon obezitesi ve bilgi kirliliğidir. Siyaset bilimci Herbert Simon’ın belirttiği gibi, "bilgi bolluğu, dikkat kıtlığı yaratır." Milyonlarca internet sitesinin, sosyal medya hesabının ve dijital yayının olduğu bir ortamda, devletlerin resmî mesajlarının hedef kitleye ulaşması ve dikkat çekmesi oldukça güçleşmiştir.
Bu bağlamda Joseph Nye, yeni kamu diplomasisinde en değerli kaynağın "güvenilirlik" olduğunu savunur. Devletlerin resmî ve aşırı cilalanmış söylemleri modern kamuoyları tarafından şüpheyle karşılanmaktadır. Bu nedenle yeni kamu diplomasisi, hükümet dışı aktörlerin (sanatçılar, sporcular, akademisyenler) üçüncü taraf onaylayıcılar olarak kullanılmasını şart koşmaktadır. Bir ülkenin kültürünü, o ülkenin dışişleri bakanından ziyade, küresel çapta tanınan bir yönetmeni ya da bilim insanı çok daha etkili bir şekilde aktarabilir.
4.2.3. Monologdan Diyaloğa Geçiş
Eski kamu diplomasisi "Biz kimiz ve ne kadar harikayız?" sorusuna yanıt ararken; yeni kamu diplomasisi "Ortak sorunlarımızı çözmek için birlikte ne yapabiliriz?" sorusuna odaklanmaktadır. Küresel ısınma, pandemiler, mülteci krizleri ve uluslararası terörizm gibi sorunlar hiçbir devletin tek başına çözemeyeceği girift yapılardır. Kamu diplomasisi bu noktada bir dinleme enstrümanına dönüşmüştür. Hedef kitleyi dinlemeyen, onun kaygılarını anlamayan ve çift taraflı bir empati köprüsü kurmayan dış politika hamleleri küreselleşme çağında başarısızlığa mahkûmdur.
5. Yeni Kamu Diplomasisinin Uygulama Alanları ve Modern Araçları
Küreselleşme ve dijitalleşme, kamu diplomasisinin uygulama alanlarını çeşitlendirmiş ve operasyonel araç setini genişletmiştir. Bugün kamu diplomasisi, birbiriyle koordineli yürütülmesi gereken alt disiplinlerden oluşan bir matris yapısındadır.
5.1. Dijital Diplomasi, Siber Alan ve Twiplomasi
İnternet altyapısının gelişmesiyle birlikte kamu diplomasisi siber alana taşınmış ve "Dijital Diplomasi" kavramı doğmuştur. Devlet başkanları, büyükelçilikler ve dışişleri bakanlıkları, sosyal medya platformlarını anlık kriz yönetimi, doğrudan halka ulaşma ve imaj inşası için aktif olarak kullanmakta.
Dijital diplomasinin sağladığı imkânlar ve riskler şu şekildedir:
• Doğrudan Erişim ve Aracıların Ortadan Kalkması: Bir büyükelçi, görev yaptığı ülkenin medyasının sansürünü ya da editoryal süzgecini bypass ederek, sosyal medya üzerinden doğrudan o ülkenin vatandaşlarına hitap edebilir. Bu da aracıların kalkmasına sebebiyet verebilir.
• Anlık Geri Bildirim ve Veri Analitiği: Dijital araçlar, yürütülen bir kampanyanın hedef kitlede nasıl bir yankı uyandırdığını saniyeler içinde ölçme imkânı tanır. Büyük Veri analitiği sayesinde, hedef ülkedeki farklı demografik gruplara yönelik kişiselleştirilmiş kamu diplomasisi içerikleri üretilebilir. Bu da hızı artırarak ulaşılan kitleye göre içerik ürettiği takdirde etkileşimi artırabilir.
• Dezenformasyon ve Yankı Odaları: Dijital alanın sunduğu bu imkânlar, madalyonun diğer yüzünde devlet destekli siber trolleri, sahte haber fabrikalarını ve algı operasyonlarını barındırmaktadır. Rusya’nın 2016 ABD başkanlık seçimlerine sosyal medya üzerinden müdahale ettiği iddiaları ya da devletlerin sosyal ağlarda kurduğu algoritmik yankı odaları, dijital kamu diplomasisinin karanlık boyutunu gözler önüne sermektedir.
5.2. Ulus Markalaması
Küreselleşmeyle birlikte yeni düzen, devletleri aynı zamanda küresel pazarda birbiriyle rekabet eden ticari markalar haline getirmiştir. Simon Anholt tarafından geliştirilen "Ulus Markalaması" kavramı, bir ülkenin itibarını yönetmek için kurumsal pazarlama tekniklerinin dış politikaya uyarlanmasıdır. Bir ülkenin ulus markası gücü; turizm cazibesi, ihraç ettiği ürünlerin kalitesi, yatırım ortamı, hükümet politikaları, kültürel mirası ve insan sermayesi olmak üzere altı boyuttan oluşur.
• Örnekler: Güney Kore’nin devlet destekli bir stratejiyle pop müzik (K-Pop), diziler (K-Drama) ve kozmetik ürünleri üzerinden yürüttüğü "Hallyu", yani Kore Dalgası akımı, ülkeyi küresel bir çekim merkezine dönüştürmüştür. Yakın şekilde, Japonya’nın "Cool Japan" stratejisiyle anime, manga ve gastronomi üzerinden inşa ettiği sempatik imaj, ülkenin İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma militarist geçmişini unutturmakta büyük rol oynamıştır.
5.3. İnsani Diplomasi ve Kalkınma Yardımları
Bir devletin kriz anlarında, doğal afetlerde ya da ekonomik yetersizliklerde diğer toplumlara uzattığı yardım eli, en kalıcı ve derin kamu diplomasisi etkilerinden birini yaratır. İnsani diplomasi, yumuşak gücün ahlaki ve vicdani boyutunu temsil eder.
• Örnekler: Türkiye’nin TİKA (Türk İş Birliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı), AFAD ve Kızılay aracılığıyla Balkanlar, Afrika ve Orta Doğu’da yürüttüğü kalkınma ve insani yardım faaliyetleri; Somali gibi kırılgan devletlerde inşa ettiği hastaneler ve okullar, yerel halklar nezdinde güçlü bir Türkiye algısı yaratmıştır. Aynı şekilde COVID-19 pandemisi döneminde devletlerin yürüttüğü "Maske ve Aşı Diplomasisi", küresel rekabetin insani yardım üzerinden yürütülen birer yansıması olmuştur.
5.4. Kültürel ve Eğitimsel Diplomasi
Geleneksel dönemden devir alınmış olan kültür ve eğitim diplomasisi, küreselleşme çağında daha kurumsal ve yaygın enstitüler ağlarıyla sürdürülmektedir. İngiltere’nin British Council’ı, Fransa’nın Alliance Française’i, Almanya’nın Goethe-Institut’ü, İspanya’nın Instituto Cervantes’i, Çin’in Konfüçyüs Enstitüleri ve Türkiye’nin Yunus Emre Enstitüsü ile Maarif Vakfı bu alanın önemli küresel aktörleridir. Bu kurumlar dil öğretiminin ötesinde, entelektüel tartışma zeminleri yaratarak ve ortak sanatsal projeler üreterek, devletlerin dış politika vizyonlarına sivil görünümlü bir meşruiyet tabanı sağlarlar.
6. 21. Yüzyılda Kamu Diplomasisinin Karşılaştığı Meydan Okumalar ve Gelecek Projeksiyonları
Küreselleşme çağında kamu diplomasisi büyük bir evrim geçirmiş olsa da, çağın getirdiği yapısal krizler ve teknolojik gelişmeler yeni sınamaları da beraberinde getirmektedir.
6.1. Post-Truth (Hakikat Sonrası) Çağı ve Güven Krizi
2010’lu yıllardan itibaren küresel siyasette ağırlığını hissettiren "Hakikat Sonrası" (Post-Truth) iklimi, rasyonel argümanların ve nesnel gerçeklerin önemini yitirmesine, buna karşın duyguların ve kişisel inançların kamuoyunu şekillendirmesine yol açmıştır. Yapay zekâ destekli Deepfake teknolojileri, manipüle edilmiş videolar ve algoritmik dezenformasyon, siber alanda neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt etmeyi imkânsız kılmaktadır. Bu ortamda, kamu diplomasisinin en temel yapı taşı olan "güvenilirlik", derin bir erozyona uğramıştır. Devletler artık sadece kendi mesajlarını yaymakla değil, kendilerine yönelik asimetrik bilgi savaşlarıyla (fake news) mücadele etmekle de yükümlüdür.
6.2. Keskin Güç (Sharp Power) Kavramı ve Kamu Diplomasisinin Silahlaştırılması
Christopher Walker ve Jessica Ludwig tarafından kavramsallaştırılmış olan "Keskin Güç", otoriter rejimlerin (özellikle Çin ve Rusya) demokratik ülkelerin açık fikir ortamlarını, sivil toplumunu ve medyasını manipüle etmek, sansürlemek ve bölmek amacıyla yürüttüğü yıkıcı faaliyetleri tanımlar. Keskin güç, kamu diplomasisinin yumuşak güç üretme amacından saparak, enformasyonun bir silah olarak kullanılması durumudur. RT (Russia Today) ya da CGTN (China Global Television Network) gibi küresel yayın ağlarının, Batı demokrasilerindeki iç kutupsallıkları derinleştirmeye yönelik yayın politikaları, kamu diplomasisinin liberal ve barışçıl doğasını tehdit eden bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.
6.3. Yapay Zekâ ve Algoritma Diplomasisi
Gelecekteki kamu diplomasisi, büyük veri analitiği ve üretken yapay zekâ sistemleri tarafından domine edilecektir. Hedef kitlelerin sosyal medya ayak izlerini analiz ederek kişiye özel ikna stratejileri geliştiren algoritmalar, diplomatik mesajların bireysel hedeflemeyle iletilmesini sağlayacaktır. Bu durum, kamu diplomasisini kitlesel bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp, birebir ve hiper-kişiselleştirilmiş bir etkileşim modeline dönüştürecektir. Fakat bu dönüşüm, etik tartışmaları ve siber gözetim sorunlarını da beraberinde getirecektir.
Sonuç
Kamu diplomasisi, Soğuk Savaş’ın iki kutuplu ve ideolojik olarak katı ikliminden doğup kurumsallaşmış; küreselleşmenin getirdiği çoğulcu, akışkan ve dijital dünya düzeninde ise kabuk değiştirerek modern dış politikanın merkezine yerleşmiştir. Tarihsel gelişim çizgisi incelendiğinde, bu sürecin sadece araçsal bir değişim (radyodan sosyal medyaya geçiş) olmadığı, derin bir zihniyet ve paradigma dönüşümünü barındırdığı görülmektedir.
Eski kamu diplomasisinin devlet merkezli, hiyerarşik ve monoloğa dayalı yapısı, küreselleşme çağının ağ merkezli, çok aktörlü ve diyalog odaklı "Yeni Kamu Diplomasisi" modeline yenik düşmüştür. Bugün artık yabancı kamuoylarına sadece "enformasyon dikte etmek" ya da parlak imaj kampanyalarıyla göz boyamak mümkün değildir. Küreselleşmiş dünyanın eğitimli ve dijital olarak birbirine bağlı vatandaşları, dış politika aktörlerinden şeffaflık, tutarlılık ve ortak küresel sorunlara yönelik samimi çözümler beklemektedir.
Sonuç olarak, bir devletin askerî ve ekonomik gücü ne kadar büyük olursa olsun, bu gücü meşru bir diplomatik söylemle destekleyemediği, sivil toplumun ve küresel ağların desteğini arkasına alamadığı sürece kalıcı bir küresel başarı elde etmesi imkânsızdır. Hakikat sonrası çağın siber karmaşasıyla güven krizine rağmen kamu diplomasisi, uluslararası ilişkilerde kaba kuvvetin ötesinde, insan zihnine ve kalbine hitap eden en rafine barış ve ikna sanatı olma vasfını gelecekte de koruyacaktır.
Yazar: Ronya Çelik
Kaynakça
• Aksu, F. (2024). Kamu diplomasisi: Kavramlar, yaklaşımlar ve uygulamalar. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 24(Özel Sayı), 211-230.
• Kılavuz, R. (2024). KAMU DİPLOMASİSİ LİTERATÜRÜNÜN BİBLİYOMETRİK ANALİZİ: TEORİK ÇERÇEVE VE AKADEMİK EĞİLİMLER. Milli Kültür Araştırmaları Dergisi, 8(2), 178-193.
• Savaş, C. (2024). Uluslararası ilişkilerin kültürel boyutunu yeniden düşünmek: Kültürel diplomasi ve kamu diplomasisi kavramlarının karşılaştırmalı bir analizi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 13(3), 1292-1309.
• Yaşar, M., & Özcan, M. S. Ö. (2023). SOĞUK SAVAŞ SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA KAMU DİPLOMASİSİNİN ROLÜ VE ETKİSİ (Doctoral dissertation, Erciyes University).
• Gündoğdu, S. (2021). TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YUMUŞAK GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ: Kurumlar ve Uygulamalar (2002-2013). Nobel Akademik Yayıncılık.
• Köksoy, E. (2014). Kamu diplomasisi ve halkla ilişkiler ilişkisi: Kuramsal bir değerlendirme. Marmara İletişim Dergisi, (22), 211-231.
• Toker, E. K., & Çağla, C. (2022). Yeni Kamu Diplomasisi, Sosyal Medya ve Devlet Dışı Aktörler. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (72), 92-108.
• Köksoy, E. R. G. Ü. N. (2023). Gelenekselden dijitale kamu diplomasisi.
• Mavruk, Ç., & Baykal, S. (2022). DİJİTALLEŞME ÇAĞINDA YUMUŞAK GÜCÜN YENİ UNSURU: DİJİTAL DİPLOMASİ. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, 12(Dijitalleşme), 348-358.
• Göksu, O. (2023). 21. Yüzyılda Türkiye'nin Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Gücü: Yapısı, Araçları ve Mesajları. Erciyes İletişim Dergisi, 10(2), 845-870.
• Ercan, A. (2020). Diplomasinin Değişen Tanımları Ad Hoc Diplomasiden Twiplomacy ve Tekploması Çağına. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1(39), 135-148.
• Yıldırım, E. (2019). İnsani diplomasi faaliyetlerinin Türkiye’nin yumuşak gücüne etkisi. OPUS International Journal of Society Researches, 13(19), 2562-2591.
• Kınık, K., & Aslan, H. K. (2020). İnsani diplomasi. Dönüşen diplomasi ve Türkiye: Aktörler, alanlar, araçlar, 353-391.
• Zenginoğlu, S. (2020). KÜRESELLEŞMENİN POST’LARI: POST-MODERNİZM, POST-TRUTH VE POST-COVID. Uluslararası Sosyal Bilimler Akademi Dergisi, (4), 805-817.
• Ekşi, M. (2022). Kamu diplomasisinde post-truth: Bir meydan okuma olarak dezenformasyon. İletişim ve diplomasi, (9), 3-24.
Kamu Diplomasisi ve Yapay Zekâ
25 Ağustos 2026Giriş
Kamu diplomasisi, uluslararası ilişkilerde devletlerin ve diğer aktörlerin yabancı kamuoylarıyla kurduğu iletişim üzerinden algı, meşruiyet ve etki üretme süreçlerini ifade ederken, bu alan son yıllarda dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojilerinin etkisiyle köklü bir dönüşüm geçirmektedir. Yapay zekâ, büyük veri analitiği ve algoritmik karar verme mekanizmaları, yalnızca iletişim biçimlerini değil, aynı zamanda algı yönetimi, anlatı inşası ve gündem belirleme süreçlerini de yeniden yapılandırmaktadır. Bu bağlamda dijital diplomasi ve ağ temelli iletişim pratikleri, kamu diplomasisinin geleneksel araçlarının ötesine geçerek daha dinamik, hedef odaklı ve veri temelli bir yapıya evrilmesine olanak tanımaktadır. Ancak bu dönüşüm, yapay zekâ destekli dezenformasyon, sosyal medya platformlarının algoritmik yönlendirmeleri ve deepfake gibi sentetik medya teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bilgi güvenliği, etik sorumluluk ve güven problemi gibi kritik meseleleri de beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ çağında diplomasi ve siber diplomasi ekseninde gelişen bu yeni iletişim ekosistemi, kamu diplomasisinde anlatı oluşturma stratejilerinden algoritmaların rolüne kadar geniş bir yelpazede yeniden değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, kamu diplomasisinin yapay zekâ, algoritmalar ve dijital platformlar bağlamında ele alınması hem mevcut uygulamaları anlamak hem de geleceğe yönelik iletişim modellerini analiz etmek açısından merkezi bir araştırma alanı hâline gelmiştir.
ÖZET
Bu çalışmamda, kamu diplomasisinin yapay zekâ, algoritmalar ve dijital iletişim teknolojileri bağlamında geçirdiği dönüşümü çok boyutlu bir perspektifle incelemeyi amaçlamıştır. Geleneksel kamu diplomasisi yaklaşımlarının ötesine geçilerek, yapay zekâ temelli algı yönetimi, dijital diplomasi pratikleri ve algoritmik içerik dağıtım mekanizmalarının uluslararası iletişim süreçlerine etkisi analiz edilmiştir. Çalışma ayrıca, sosyal medya platformlarının artan rolü, yapay zekâ destekli dezenformasyon ve deepfake teknolojilerinin oluşturduğu güvenlik ve etik sorunlara odaklanmıştır. Bu çerçevede, kamu diplomasisinde anlatı oluşturma stratejileri ile bilgi manipülasyonu arasındaki ilişki ele alınmakta ve yapay zekâ çağında diplomatik iletişimin geleceğine dair değerlendirmelerde bulunulmuştur. Elde edilen bulgular, kamu diplomasisinin giderek daha veri odaklı, algoritmik ve karmaşık bir yapıya evrildiğini ortaya koyarken, bu dönüşümün beraberinde getirdiği etik, güvenlik ve yönetişim sorunlarına dikkat çekilmiştir.
Kamu Diplomasisi Nedir?
Kamu diplomasisi, devletlerin dış politika amaçlarını yalnızca resmî diplomatik kanallar aracılığıyla değil, aynı zamanda yabancı kamuoylarıyla kurdukları iletişim yoluyla da gerçekleştirmeye çalıştıkları çok boyutlu bir süreçtir. Bu kavram, uluslararası ilişkilerde devletlerin kendilerini, politikalarını, değerlerini ve kültürel kimliklerini başka toplumlara anlatma ve bu toplumlar üzerinde olumlu bir algı oluşturma çabasını ifade etmektedir. Bana göre kamu diplomasisinin en önemli yönü, sadece bilgi aktarmaya dayanması değil, aynı zamanda karşılıklı anlayış, güven ve etkileşim üretmeyi hedeflemesidir. Bu açıdan kamu diplomasisi, klasik diplomasiden farklı olarak yalnızca devletler arasındaki kapalı görüşmelere odaklanmaz. Medya, kültürel faaliyetler, eğitim, sosyal medya ve akademik değişim programları gibi araçlar üzerinden doğrudan toplumlara ulaşır. Dolayısıyla kamu diplomasisi, bir ülkenin uluslararası alandaki itibarını güçlendiren, dış politika hedeflerine toplumsal destek kazandıran ve uzun vadede yumuşak güç unsurlarını etkili biçimde kullanan stratejik bir iletişim alanı olarak değerlendirilebilir.
Kamu Diplomasisinde Anlatı (narrative) Oluşturma Stratejileri
Kamu diplomasisinde anlatı (narrative) oluşturma stratejileri, devletlerin uluslararası kamuoyunda kendilerini nasıl konumlandırdıklarını belirleyen temel unsurlardan biridir. Bana göre anlatı, yalnızca bilgi aktarmanın ötesinde, bir ülkenin kimliğini, değerlerini ve dış politika hedeflerini anlamlı ve tutarlı bir çerçeve içinde sunma biçimidir. Bu nedenle kamu diplomasisinde stratejik anlatı, hedef kitlelerin algısını şekillendirmek, meşruiyet üretmek ve yumuşak gücü güçlendirmek açısından kritik bir rol oynar. Kaynaklarda da kamu diplomasisinin kitle iletişim araçları ve uluslararası yayıncılık üzerinden anlatı kurma kapasitesine dayandığı, bu sayede devletlerin hem kendilerini tanıtma hem de dış politika mesajlarını daha etkili biçimde yayma imkânı bulduğu vurgulanmıştır. Özellikle kültür, eğitim, tarih ve ortak değerler üzerinden inşa edilen anlatılar, yalnızca dikkat çekmekle kalmayıp hedef kitleyle duygusal ve bilişsel bir bağ kurarak diplomasinin etki alanını genişletmektedir. Bu çerçevede anlatı oluşturma, kamu diplomasisinin tesadüfi değil, planlı ve stratejik bir iletişim pratiği olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla başarılı bir kamu diplomasisi için mesajın içeriği kadar hangi hikâye içinde sunulduğu da belirleyicidir.
Yapay Zekâ Nedir?
Yapay zekâ, insanın düşünme, öğrenme, problem çözme ve karar verme gibi bilişsel süreçlerini taklit edebilen bilgisayar sistemlerini ve bu sistemlerin geliştirilme alanını ifade etmektedir. Bana göre yapay zekâ, yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda insan yaşamının pek çok alanını dönüştüren kapsamlı bir dönüşüm aracıdır. Çünkü yapay zekâ sistemleri, büyük miktarda veriyi işleyebilme, örüntüleri tanıyabilme ve bu veriler üzerinden tahminlerde bulunabilme kapasitesi sayesinde klasik otomasyon sistemlerinden ayrılmaktadır. Bu yönüyle yapay zekâ için diyebiliriz ki, sağlık, eğitim, ekonomi, güvenlik, ulaşım ve iletişim gibi birçok alanda etkin biçimde kullanılmakta, insan emeğini tamamlayıcı ya da bazı durumlarda onu dönüştürücü bir rol üstlenmektedir. Bununla birlikte yapay zekâ, verimlilik ve hız açısından önemli avantajlar sunsa da etik, mahremiyet, iş gücü dönüşümü ve karar alma süreçlerinde sorumluluk gibi konularda da çeşitli tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu nedenle yapay zekâ, yalnızca teknik bir gelişme olarak değil, toplumsal, ekonomik ve etik boyutları olan çok yönlü bir olgu olarak değerlendirilmelidir.
Yapay Zekâ ve Algı Yönetimi Süreçleri
Yapay zekâ ve algı yönetimi süreçleri, günümüz iletişim ortamında birbirini besleyen iki önemli alan olarak öne çıkmaktadır. Yapay zekâ, büyük veri analizi, içerik üretimi ve hedef kitleyi sınıflandırma gibi kapasitesi sayesinde algı yönetimini daha hızlı, daha geniş ölçekli ve daha etkili hâle getirebilmektedir; bu durum özellikle medya içeriklerinin kişiselleştirilmesi, mesajların belirli kitlelere uyarlanması ve kamuoyu yönlendirme stratejilerinin geliştirilmesi açısından dikkat çekicidir. Bana göre bu ilişki, yalnızca teknik bir dönüşüm değil, aynı zamanda bilgi üretimi ve dolaşımı üzerinde güçlü bir etki alanı yaratmaktadır. Çünkü yapay zekâ destekli sistemler, doğru bilgilendirme amacıyla kullanılabildiği gibi, dezenformasyon, deepfake içerikler ve yankı odaları aracılığıyla gerçekliğin algılanma biçimini de değiştirebilmektedir. Bu nedenle yapay zekâ ile algı yönetimi arasındaki bağ, sadece iletişim stratejileri açısından değil, etik, şeffaflık ve toplumsal güven bakımından da değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir konudur. Özellikle demokratik süreçlerde kamuoyunun doğru bilgiye erişimi, manipülasyondan korunması ve bilinçli karar verebilmesi açısından yapay zekâ uygulamalarının sorumlu biçimde tasarlanması ve denetlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Uluslararası İlişkilerde Deepfake Teknolojisi ve Güvenlik Sorunları
Uluslararası ilişkilerde deepfake teknolojisi, özellikle bilgi güvenliği, kamu diplomasisi ve kriz yönetimi açısından ciddi riskler doğuran yeni nesil bir tehdit alanı olarak değerlendirilmektedir. Deepfake içerikler, yapay zekâ ve derin öğrenme teknikleriyle son derece gerçekçi sahte video ve ses kayıtları üretebildiği için, devlet adamlarının açıklamalarını çarpıtma, kamuoyunu yanıltma ve diplomatik gerilimleri tırmandırma potansiyeli taşımaktadır. Bana göre bu durum, uluslararası sistemde yalnızca dezenformasyonun artması anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda güven inşasını zayıflatan, karar alma süreçlerini zorlaştıran ve devletler arası ilişkilerde yanlış alarm riskini yükselten daha derin bir güvenlik sorunu ortaya çıkarmaktadır. Nitekim yapılan değerlendirmelerde deepfake teknolojisinin propaganda, karalama kampanyaları ve bilişsel savaş amaçlarıyla kullanılabileceği; bunun da toplumlarda panik, kutuplaşma ve kurumsal güven kaybı yaratabileceği vurgulanmaktadır. Bu nedenle deepfake olgusu, uluslararası ilişkiler bağlamında yalnızca teknik bir dijital araç değil, aynı zamanda diplomatik istikrarı, toplumsal algıyı ve ulusal güvenliği doğrudan etkileyen stratejik bir güvenlik meselesi olarak ele alınmalıdır.
Kamu Diplomasisinde Algoritmaların Rolü
Kamu diplomasisinde algoritmaların rolü, günümüzde devletlerin uluslararası alandaki görünürlüğünü ve etki kapasitesini önemli ölçüde dönüştürmektedir. Özellikle sosyal medya platformlarında içeriklerin algoritmik olarak sıralanması, hangi mesajların kimlere ne ölçüde ulaşacağını belirleyerek kamu diplomasisinin hedef kitleye erişim biçimini doğrudan etkilemektedir. Bu durum, kamu diplomasisini yalnızca içerik üretimiyle sınırlı bir alan olmaktan çıkarıp veri analitiği, hedefleme ve etkileşim yönetimi gibi dijital araçlarla iç içe geçmiş bir strateji alanına dönüştürmektedir. Nitekim dijitalleşme sayesinde ilişkilerin kurulması, yönetilmesi ve geliştirilmesi daha mümkün hâle gelirken, algoritmalar da bu sürecin görünmeyen ama belirleyici aktörleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte algoritmaların sağladığı avantajlar kadar riskleri de vardır diyebiliriz. Çünkü içeriklerin görünürlüğü, kullanıcı davranışları ve platform mantığı tarafından şekillendirilirken, kamu diplomasisinde şeffaflık, etik ve etki sorunu daha da önem kazanmaktadır. Bu nedenle algoritmalar, kamu diplomasisinin mesajlarını daha geniş kitlelere ulaştırma potansiyeli taşısa da aynı zamanda bu mesajların hangi çerçevede sunulacağını ve nasıl algılanacağını belirleyen kritik bir filtre işlevi görmektedir.
Dijital Diplomasi
Dijital diplomasi, dış politika hedeflerinin internet ve sosyal medya gibi dijital araçlar üzerinden yürütülmesi olarak tanımlanmakta ve günümüzde devletlerin uluslararası alandaki iletişim biçimlerini köklü biçimde dönüştürmektedir. Benim kanaatime göre dijital diplomasi, yalnızca mesaj iletmekten ibaret değildir. Aynı zamanda hedef kitleyle etkileşim kurmayı, algı yönetimini sağlamayı ve dış politika süreçlerinde görünürlüğü artırmayı amaçlayan çok boyutlu bir iletişim alanıdır. Nitekim literatürde dijital diplomasinin kamu diplomasisiyle yakından ilişkili olduğu, ancak kapsamının ondan daha geniş bir kullanım alanına sahip olduğu vurgulanmaktadır. Sosyal medyanın sağladığı hız, erişilebilirlik ve karşılıklı etkileşim imkânı sayesinde devletler, uluslararası kuruluşlar ve diplomatik temsilcilikler kamuoyuna daha doğrudan ulaşabilmektedir. Kriz dönemlerinde ise bilgi akışını daha etkin biçimde yönetebilmektedir. Bu bağlamda dijital diplomasi, geleneksel diplomasinin tek yönlü ve kapalı yapısını aşarak daha açık, dinamik ve katılımcı bir iletişim zemini oluşturmakta; aynı zamanda dış politika aktörlerine yeni fırsatlar kadar yeni sorumluluklar da yüklemektedir.
Yapay Zekâ Çağında Diplomasi
Yapay zekâ çağında diplomasi, uluslararası ilişkilerin yürütülme biçimini dönüştüren en önemli alanlardan biri hâline gelmiştir. Bana göre yapay zekâ, yalnızca teknik bir araç değildir. Aynı zamanda diplomatik karar alma süreçlerini, bilgi üretimini, kriz yönetimini ve uluslararası etkileşimi yeniden şekillendiren stratejik bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Kaynaklara baktığımda, yapay zekânın diplomasiyi etkileyen bir ortam oluşturduğu, diplomatik pratiğin işleyişini değiştirdiği ve hatta başlı başına bir diplomatik araç olarak değerlendirilebileceği ifade edilmektedir. Büyük veri analizi, tahmin modelleri ve otomatikleştirilmiş bilgi işleme kapasitesi sayesinde devletler, dış politika süreçlerinde daha hızlı ve veriye dayalı kararlar alabilmektedir. Bu da diplomasiye hem etkinlik hem de hız kazandırmaktadır. Bununla birlikte makalede yukarıda da bahsettiğimiz gibi, yapay zekânın yaygınlaşması, etik, güvenlik, şeffaflık ve denetlenebilirlik gibi yeni sorunları da gündeme getiriyor. Bu nedenle diplomasi artık yalnızca devletler arası müzakere sanatı değil, aynı zamanda teknolojik dönüşümü yöneten bir yönetişim alanı hâline gelmiştir. Bu çerçevede yapay zekâ çağında diplomasi, geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek daha öngörülü, veri odaklı ve çok katmanlı bir yapıya bürünmüştür diyebiliriz.
Kamu Diplomasisinin Geleceği: Yapay Zekâ Tabanlı İletişim Modelleri
Kamu diplomasisinin geleceği açısından yapay zekâ tabanlı iletişim modellerinin giderek daha merkezi bir konuma yerleşeceği düşünülmektedir. Dijitalleşme sürecinin hızlanmasıyla birlikte geleneksel kamu diplomasisi araçları yerini daha veri odaklı, etkileşimli ve kişiselleştirilmiş iletişim yöntemlerine bırakmaktadır. Özellikle üretken yapay zekâ (Generative AI), büyük dil modelleri (Large Language Models-LLM) ve algoritmik analiz sistemleri, hedef kitlelerin davranışlarını, eğilimlerini ve kamuoyu algılarını daha hızlı analiz etme kapasitesine sahiptir. Bu gelişmeler, devletlerin ve uluslararası aktörlerin farklı toplumlara yönelik mesajlarını daha etkili biçimde oluşturmasına ve yaymasına olanak sağlamaktadır. Yapay zekâ destekli iletişim sistemleri, çok dilli içerik üretimi, gerçek zamanlı veri analizi, duygu analizi ve hedef kitle segmentasyonu gibi özellikleri sayesinde kamu diplomasisi faaliyetlerinde etkinliği artırabilecek araçlar olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, bu teknolojilerin yalnızca iletişim kapasitesini güçlendiren unsurlar olmadığı, aynı zamanda etik ve güvenilirlik sorunlarını da beraberinde getirdiği görülmektedir. Algoritmik önyargılar, yanlış bilgi üretimi, manipülatif içeriklerin yaygınlaşması ve şeffaflık eksikliği gibi problemler, kamu diplomasisinin temel unsurları olan güven ve meşruiyet üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Dolayısıyla gelecekte yapay zekâ tabanlı kamu diplomasisinin başarısı, yalnızca teknolojik kapasiteyle değil; etik standartlar, şeffaflık ilkeleri ve insan denetiminin sürdürülebilirliğiyle de doğrudan ilişkili olacaktır diyebiliriz. Günümüzde araştırmacılar, yapay zekânın diplomatların yerini tamamen alacak bir araç olmaktan çok, karar alma süreçlerini destekleyen ve iletişim etkinliğini artıran tamamlayıcı bir unsur olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Bu durum, kamu diplomasisinin geleceğinde insan merkezli ve teknoloji destekli hibrit iletişim modellerinin ön plana çıkacağının göstergesidir.
Yapay Zekâ ve Siber Diplomasi
Yapay zekâ ve siber diplomasi arasındaki ilişki, dijital çağda uluslararası ilişkilerin ve güvenlik politikalarının yeniden şekillenmesine neden olan önemli alanlardan biri hâline gelmiştir. Geleneksel diplomasi anlayışının ötesinde siber diplomasi, devletlerin dijital ortamda ortaya çıkan tehditleri yönetmesi, uluslararası normlar geliştirmesi ve siber güvenlik alanında iş birliği mekanizmaları oluşturması sürecini ifade etmektedir. Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte siber diplomasi faaliyetleri daha karmaşık bir yapıya dönüşmüştür. Büyük veri analizi, tehdit istihbaratı, otomatik saldırı tespiti ve öngörüsel güvenlik sistemleri gibi uygulamalar devletlerin siber kapasitesini artıran unsurlar hâline gelmiştir. Yapay zekâ destekli sistemler, geniş veri kümelerini kısa sürede analiz ederek olası siber saldırıların erken tespit edilmesini ve hızlı müdahale mekanizmalarının geliştirilmesini mümkün kılmışlardır. Bununla birlikte, yapay zekânın sunduğu fırsatlar kadar önemli riskler de bulunmaktadır. Özellikle yapay zekâ destekli siber saldırılar, otonom kötü amaçlı yazılımlar, veri manipülasyonu ve yanlış bilgi yayılımı gibi unsurlar uluslararası güvenlik açısından yeni tehdit alanları oluşturmaktadır. Bu durum yalnızca teknik güvenlik sorunlarını değil, aynı zamanda uluslararası hukuk, devlet egemenliği, etik sorumluluk ve küresel yönetişim konularını da gündeme taşımaktadır. Günümüzde yapay zekâ temelli siber tehditlerin sınır aşan niteliği, devletleri bireysel güvenlik politikalarından çok uluslararası iş birliğine dayalı ortak siber diplomasi stratejileri geliştirmeye yöneltmektedir. Yani diyebiliriz ki, yapay zekâ, siber diplomasi süreçlerinde yalnızca teknik bir araç olarak değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini ve diplomatik ilişkileri etkileyen stratejik bir unsur olarak değerlendirilir.
Sosyal Medya Platformlarının Kamu Diplomasisine Etkisi
Sosyal medya platformlarının kamu diplomasisine etkisi, devletlerin uluslararası iletişim stratejilerini köklü biçimde dönüştürmektedir. Bana göre sosyal medya, kamu diplomasisini tek yönlü bilgi aktarımından çıkararak daha etkileşimli, hızlı ve doğrudan bir iletişim alanına taşımıştır. Özellikle X gibi platformlar üzerinden devletler, uluslararası kamuoyuna anlık biçimde ulaşabilmektedir. Kültürel, siyasi ve insani mesajlarını geniş kitlelere doğrudan iletebilmektedir. Literatürde de sosyal medyanın kamu diplomasisini yeniden tanımladığı, bilgi akışını hızlandırdığı ve kriz yönetimi süreçlerinde devletlere önemli avantajlar sağladığı vurgulanmıştır. Bununla birlikte sosyal medya yalnızca görünürlük sağlamamakta, aynı zamanda karşılıklı etkileşim, geri bildirim alma ve kamuoyunun algısını yönlendirme imkânı da sunmaktadır. Ancak bu mecraların algoritmik yapısı, etkileşim mantığı ve kısa içerik formatı nedeniyle mesajların etkisi her zaman istenen biçimde olmayabilir. Bu da kamu diplomasisinde stratejik planlamayı daha da önemli hâle getirmektedir. Bu çerçevede sosyal medya platformları, kamu diplomasisinin hem en güçlü araçlarından biri hem de dikkatli yönetilmesi gereken bir alanı olarak öne çıkıyor diyebiliriz.
Yapay Zekâ Destekli Dezenformasyon ve Bilgi Manipülasyonu
Yapay zekâ destekli dezenformasyon ve bilgi manipülasyonu, dijital çağda kamuoyunun algısını etkilemenin en tehlikeli araçlarından biri hâline gelmiştir. Bana göre yapay zekâ, bilgi üretimini hızlandıran ve kolaylaştıran bir teknoloji olmanın ötesine geçerek, sahte içeriklerin daha ikna edici, daha hızlı ve daha geniş kitlelere yayılmasını mümkün kılan bir unsur hâline gelmiştir. Özellikle üretken yapay zekâ uygulamaları sayesinde metin, görsel ve video temelli yanıltıcı içerikler çok daha düşük maliyetle üretilebilmektedir. Bu da dezenformasyonun etkisini artırarak doğru bilgiye erişimi zorlaştırmaktadır. Kaynaklarda, yapay zekânın dezenformasyon kampanyalarında kullanıldığı, sahte gerçekliklerin oluşturulmasına katkı sunduğu ve demokratik süreçleri kırılgan hâle getirdiği belirtilmiştir. Ayrıca sosyal medya platformları üzerinden yayılan yapay zekâ temelli yanlış içeriklerin, özellikle siyasi manipülasyon açısından ciddi sonuçlar doğurduğu gerçeğinden kaçınamayız. X ve TikTok gibi mecraların bu yayılımda önemli rol oynadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle yapay zekâ destekli dezenformasyon, yalnızca teknik bir sorun değil, aynı zamanda güvenlik, etik ve toplumsal dayanıklılık boyutları olan çok katmanlı bir problem olarak değerlendirilmelidir.
Yapay Zekâ ve Etik Sorunlar: Diplomatik İletişimde Güven Problemi
Yapay zekâ ve etik sorunlar, diplomatik iletişimde güven problemini giderek daha görünür hâle getirmektedir. Bana göre diplomasi, özünde güven, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kurulu bir alan olduğu için, yapay zekâ destekli iletişim araçlarının yaygınlaşması bu temel unsurları hem güçlendirebilmekte hem de zayıflatabilmektedir. Özellikle içerik üretimi, mesaj hedefleme ve veri analizi süreçlerinde yapay zekâdan yararlanılması, diplomatik iletişimin hızını ve etkinliğini artırsa da aynı zamanda manipülasyon, yanlış bilgilendirme, mahremiyet ihlali ve algoritmik önyargı gibi etik riskleri de beraberinde getirmektedir. Kaynaklarda yapay zekânın iletişim süreçlerinde güven kaybına yol açabilecek biçimde sahte veya yanıltıcı içerik üretimini kolaylaştırabildiği, bunun da kamuoyunun ve hedef kitlelerin diplomatik mesajlara duyduğu inancı zedeleyebildiği vurgulanmıştır. Ayrıca şeffaf olmayan algoritmik karar süreçleri, iletişimde sorumluluğun kimde olduğu sorusunu belirsizleştirerek kurumsal güveni daha da kırılgan hâle getirmektedir. Bu nedenle yapay zekâ destekli diplomatik iletişimde etik ilkelerin, insan denetiminin ve açık bilgilendirmenin merkeze alınması gerektiğini düşünüyorum. Aksi hâlde teknolojik verimlilik artarken diplomatik meşruiyet ve güven ciddi biçimde zarar görebilir.
Yapay Zekânın Türk Kamu Diplomasisine Etkisi
Son olarak makalemi bitirmeden önce, bizler için en önemli olan noktaya değinmek istedim. Türkiye açısından değerlendirildiğinde yapay zekâ teknolojilerinin kamu diplomasisi alanına etkisinin yalnızca teknik bir dönüşüm olarak ele alınmasının yeterli olmayacağını düşünmekteyim. Çünkü yapay zekâ, Türkiye’nin uluslararası alandaki görünürlüğünü artırabilecek, yumuşak güç kapasitesini genişletebilecek ve hedef kitlelerle kurduğu iletişimi daha stratejik bir yapıya dönüştürebilecek önemli araçlardan biri hâline gelmektedir. Geleneksel kamu diplomasisi faaliyetleri büyük ölçüde kültürel etkileşim, eğitim faaliyetleri, medya araçları ve devlet destekli kurumlar aracılığıyla yürütülürken, dijitalleşme sürecinin hız kazanmasıyla birlikte bu faaliyetlerin yapısında da önemli değişimler yaşandığı görülmektedir. Türkiye’nin kamu diplomasisi süreçlerinde önemli rol üstlenen kurumlar arasında kültürel diplomasi faaliyetleri yürüten Yunus Emre Enstitüsü, kalkınma odaklı iş birliklerini sürdüren Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve eğitim alanında uluslararası etkileşim sağlayan kuruluşlar yer almaktadır. Son yıllarda bu kurumların dijital platformlara yönelmesi ve teknoloji odaklı uygulamaları daha fazla kullanmaya başlaması, Türkiye’nin kamu diplomasisi anlayışında yeni bir dönemin oluşmaya başladığını göstermektedir. Bana göre bu dönüşümün Türkiye açısından en önemli yönlerinden biri, iletişim süreçlerinin daha hızlı, daha erişilebilir ve daha hedef odaklı hâle gelmesidir. Özellikle yapay zekâ destekli veri analiz sistemleri sayesinde farklı toplumların beklentileri, eğilimleri ve ilgi alanları daha kısa süre içerisinde değerlendirilebilmekte, buna bağlı olarak daha etkili iletişim stratejileri geliştirilebilmektedir. Bunun yanında Türk kültürünün, dilinin ve tarihsel mirasının uluslararası düzeyde daha geniş kitlelere ulaştırılması konusunda da yapay zekânın önemli katkılar sağlayabileceği kanaatindeyim. Özellikle dijital içerik üretimi, çok dilli iletişim sistemleri ve yapay zekâ destekli eğitim uygulamaları, Türkiye’nin kültürel diplomasi araçlarını daha geniş bir etki alanına taşıyabilecek önemli gelişmeler arasında değerlendirilebilir. Ancak yapay zekânın Türk kamu diplomasisi üzerindeki etkilerinin yalnızca olumlu yönlerden oluşmadığını da düşünmekteyim. Algoritmik önyargılar, yanlış bilgi yayılımı, manipülatif içerik üretimi ve dijital güvenlik sorunları gibi riskler, kamu diplomasisinin temelinde bulunan güven ve itibar unsurları açısından bazı sorunlar oluşturabilmektedir. Kamu diplomasisinin temel amacının yalnızca bilgi aktarmak değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyuyla sürdürülebilir bir güven ilişkisi kurmak olduğu düşünüldüğünde, yapay zekâ tabanlı sistemlerin etik ilkeler çerçevesinde kullanılması gerektiği kanaatindeyim. Bu doğrultuda yapay zekânın, Türk kamu diplomasisinin yerini alan bir unsurdan çok, mevcut diplomatik kapasiteyi güçlendiren ve Türkiye’nin uluslararası etki alanını artıran stratejik bir destek mekanizması olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır diyebiliriz.
SONUÇ
Yukarıda ele aldığım temalar sonucunda, kamu diplomasisi artık yalnızca devletler arası resmî görüşmelerle sınırlı bir alan olmaktan çıktığını düşünüyorum. Algoritmalar, sosyal medya ve yapay zekâ, kamu diplomasisinin hem içeriğini hem de yayılım biçimini köklü şekilde dönüştürerek daha hızlı, daha hedeflenmiş ve aynı zamanda daha karmaşık bir iletişim alanına dönüştürmüştür. Bana göre anlatı (narrative) oluşturma stratejileri, bu teknolojik dönüşümün içinde kamuoyunun algısını yönlendirmenin en etkili yollarından biri hâline gelmiştir. Ancak yapay zekâ destekli dezenformasyon ve bilgi manipülasyonu, bu anlatıların güvenilirliğini ve etkisini sorgulanabilir hâle getirmektedir. Bu nedenle gelecekteki kamu diplomasisi hem teknolojik olanakları etkin kullanmanın hem de algoritmik kaygılar, etik sorunlar ve güven eksikliği karşısında şeffaf, hesap verebilir ve insan odaklı bir diplomasi anlayışıyla dengede ilerlemenin bir alanı olarak biçimlenmek zorundadır.
Yazar: Zeynep Köymen
KAYNAKÇA
❖ Aksu, F. (2024). Kamu diplomasisi: Kavramlar, yaklaşımlar ve uygulamalar. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3908003
❖ Altıncık, H. ve Güner Koçak, P. (2022). Kamu diplomasisi ve halkla ilişkilerde kullanılan araçlar: Kamu diplomasisi alanında çalışan akademisyenlerin değerlendirmeleri. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2478564
❖ Kocabıyık, H. (2019). Değişen diplomasi anlayışı, kamu diplomasisi ve Türkiye. Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/795139
❖ Aktaş, A. (2022). Kamu diplomasisine halkla ilişkiler ve uluslararası ilişkiler ekseninde multidisipliner bir yaklaşım. Journal of Academic Value Studies, https://javstudies.com/files/javstudies_makaleler/254ee356-a91e-40b2-8aeb-3b900ecda181.pdf
❖ Çelik, N. (2025). Algı yönetimi ve yapay zekâ: Medya manipülasyonunda yeni döneme dair teorik bir analiz. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4599215
❖ Özgül, M. E. (2025). Yapay zekâ tabanlı sahte dijital içeriklerle (deepfake) görüntü ve ses üzerindeki hakkın ihlali. Anadolu Üniversitesi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4950308
❖ Tatar, S. (2025). Yapay zekâ tabanlı sahte dijital içeriklerle (deepfake) mücadelede Amerikan modeli: İçeriğe erişimi engelle kanunu üzerine bir inceleme. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/5435718
❖ Aslan, Ö. ve Babacan, K. (2020). Kamu diplomasisi bağlamında algı değişimi üzerine niteliksel bir araştırma. İletişim Çalışmaları Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1190158
❖ Karadabağ, O. M. ve Çelik, S. (2025). Kıbrıs sorunu özelinde Türk kamu diplomasisinde medya kullanımı. Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4843488
❖ Baştan, Y. ve Karagül, S. (2021). Diplomasinin dönüşümü ve dijital diplomasi. TroyAcademy International Journal of Social Sciences https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1849564
❖ Erden, K. (2025). Sosyal medyanın kamu diplomasisindeki rolü: Türkiye, ABD ve Almanya’nın karşılaştırmalı stratejik iletişim analizi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yayınları https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4817049
❖ Koçyiğit, A. ve Darı, A. B. (2024). Sosyal medya ve kamu diplomasisi: Türk Devletleri Teşkilatı perspektifinden küresel etkileşim ve iletişim yönetimi. Uluslararası Medeniyet Çalışmaları Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3665500
❖ Avşar, B. (2025). Yapay zekâ ve dezenformasyon: OpenAI raporu doğrultusunda küresel dezenformasyon kampanyalarının analizi. TRT Akademi Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4267677
❖ Karakoç Keskin, E. (2025). Türkiye’de yapay zekânın dezenformasyon karnesi: Yapay zekâ ile üretilen dezenformasyona ilişkin doğruluk kontrollerinin içerik analizi. TRT Akademi Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4245806
❖ Aydın, A. F. (2025). Yapay zekâ çağında dezenformasyon aracı olarak deepfake. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4108738
❖ Asıl, S. (2025). Yapay zekâ etiği: Temel ilkeler, sorunlar ve disiplinlerarası yaklaşımlar. İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4458533
❖ Güneş Gülal, A. G. ve Akgül Durakçay, F. (2023). Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılında kamu diplomasisi ve iletişim stratejisi. Gaziantep University Journal of Social Sciences https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3395272
❖ Okumuş, S. ve Çelik, S. (2024). Kamu diplomasisi tekniği olarak kültürel diplomasi: Yunus Emre Enstitüsü örneği. Kültür Araştırmaları Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3765666
Kamu Diplomasisi Mi, Lobicilik Mi?
02 Ekim 2025Görece yeni bir kavram olan “kamu diplomasisi”, çoğu zaman “lobicilik” ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Oysa lobicilik, özellikle Türkiye’nin Batı ülkelerinde karşılaştığı olumsuz propagandalar bağlamında gündeme gelmiş ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bu amaçla faaliyet gösteren özel ticari kuruluşlar üzerinden yürütülen bir yöntem olarak öne çıkmıştır. Ancak bu yöntemin, geçmişte Türkiye’nin imajını düzeltmeye kayda değer bir katkı sağladığını söylemek güçtür.
Buna karşılık, kamu diplomasisi bir ülkenin dış politika hedeflerine sivil katkı sağlamayı amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu bağlamda sivil destek; devlet diplomasisinin dışında, sivil toplum örgütleri, akademi, kanaat önderleri veya toplumun önde gelen isimleri tarafından yürütülen faaliyetleri kapsamaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi veya Almanya Federal Meclisi (Bundestag) nezdinde, resmi lobi listeleri aracılığıyla gerçekleştirilen çalışmaların günümüzün diyalog temelli modern kamu diplomasisi ile karıştırılmaması gerekir. Kamu diplomasisi, bütün alt faaliyet alanlarıyla değerlendirildiğinde, “lobiciliğin” dar çerçevesinin ötesinde, çok daha geniş ve sınırsız imkânlar sunan bir alandır.
Dolayısıyla, kamu diplomasisinin kültür, sanat, bilim, spor, siyaset, ekonomi, ticaret, insani yardım ve diaspora diplomasisi gibi farklı alanlarda sunduğu imaj oluşturma, değiştirme ve pekiştirme fırsatlarından yararlanmak; ticari kuruluşlar aracılığıyla yürütülen dar kapsamlı “lobicilik” faaliyetlerinden çok daha etkili ve faydalıdır.
15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ve Türk Kamu Diplomasisi
16 Temmuz 2025Bu özel bültende, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen hain darbe girişiminin dokuzuncu yıl dönümünde, Türkiye’nin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadelesi kamu diplomasisi çerçevesinde ele alınmaktadır.
Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden bu yapıya karşı yürütülen diplomatik, hukuki ve iletişim temelli mücadele; uluslararası medya yansımaları ve stratejik iletişim politikaları üzerinden değerlendirilmiştir.
Batı kamuoylarında sürdürülen dezenformasyon süreçlerine karşı geliştirilen kamu diplomasisi stratejileri, Alman basınından örnek manşetlerle desteklenerek analiz edilmiştir.
KADAM – Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak, demokrasimize sahip çıkan tüm vatandaşlarımıza şükranlarımızı sunar; şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle yâd ederiz.
15 Temmuz Özel sayısına ulaşmak için tıklayınız.
Bir Kamu Diplomasisi Unsuru Olarak Savaş Etiği
21 Şubat 2025Kamu diplomasisi, bir ulusun diğer uluslar üzerinde uyandırdığı olumlu veya olumsuz intiba ile ilgilidir. Kamu diplomasisi yöntemlerini kullanan devletler, imajlarını iyileştirmek, bozulmasını önlemek ve eğer arzulanan düzeyde değilse siyasal etkinliklerini güçlendirecek imajlara kavuşmak için çaba sarf ederler. Ancak iyi bir imaja sahip olmak sadece çaba sarf ederek edinilemez. Ulusların ve devletlerin tarihten gelen, kimliklerine yapışmış ve başkaları tarafından algılanan bazı özellikleri vardır. Bu özelliklerden biri de orduların savaş sırasındaki davranış biçimleridir.
Ancak bundan önce savaşın çıkış nedenleri üzerinde durmak gerekir. Hangi savaş haklıdır? Haksız savaş ne demektir? Savaş, saldırıya uğrama veya ağır insan hakları ihlalleri gibi haklı bir nedene dayanmalıdır. Buna karşılık, hasmı imha etme amacıyla yapılan ve savunma gerekçesi olmayan saldırgan savaş haksız savaştır. Haksız savaşın etik bir tarafı olamaz. Doğal olarak, haksız savaşı başlatan ve yürüten orduların etik dışı davrandıkları bir gerçektir. Bunun dışında, savaşan ordu mensuplarının savaş etiğine aykırı davranışları –sivillere uygulanan şiddet ve imha eylemleri, kültürel varlıkların yok edilmesi ve yağmalanması, çevreye zarar verilmesi, orantısız ve gerekçesiz güç kullanımı gibi– haklı da olsa haksız da olsa savaş etiği normlarına aykırıdır. Savaş, son çare olmalı; diplomasi ve barışçıl çözümler tükenmeden savaşa başvurulmamalıdır. Güç kazanma, başkasının topraklarını veya zenginliklerini ele geçirme ya da intikam amacıyla yapılan savaşların sonunda kimse kazançlı çıkmaz.
Savaş bazı durumlarda kaçınılmaz olabilir. Ancak bu durumda bile, insanlık uygarlığının gelişimiyle süzülüp gelen etik kuralların uygulanması, insanlık onuru açısından son derece önemlidir. Tarihte savaş suçu olarak kabul edilen birçok olay –Hiroşima ve Nagasaki'ye atom bombası atılması, Bosna Savaşı’ndaki soykırım gibi– savaş etiğine aykırı olduğu için uluslararası alanda kınanmıştır. Günümüzde Gazze’de ve Ukrayna’da yaşananlar, savaşan tarafların etik kuralları ne denli kolay çiğneyebildiklerine kanıttır. Özellikle 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan suçlar, Bosna’da, Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında, Ruanda’da, Sudan’da ve dünyanın pek çok bölgesinde yaşanan insanlık dışı soykırımlarla, insanlık adına ne kadar trajik bir konumda olduğumuzun kanıtıdır. İnsan haklarını korumak, gereksiz acıları önlemek ve savaşın yıkıcı etkilerini en aza indirmek için oluşturulmuş bir disiplin ve yaklaşım olan savaş etiği, uluslararası hukukun da önemli bir alanıdır.
Tarih boyunca, doğası gereği bir şiddet eylemi olan ve “öldürme” amaçlı savaş sırasında, tarafların birbirlerine karşı sergiledikleri temel insan haklarına aykırı tutum ve eylemler, etik kurallar belirlenmiş olmasına rağmen engellenememektedir.
Savaş etiğine uymayan, orduları katliamlar ve soykırımlarla insan hayatını hiçe sayan devletlerin olumlu bir imaja sahip olması mümkün değildir. Buna karşılık, saldırganlıktan kaçınan, savunma maksadıyla yapmak zorunda olduğu silahlı çatışmalarda insan haklarına ve etik kurallara riayet eden devletlerin bu tavırları, doğrudan kamu diplomasisi aracı ve imaj unsuru olarak değerlendirilmektedir. Zira silahlı kuvvetleri insan hakları kurallarına uyan devletlerin en önemli itibar kaynaklarından biri de bu tutumlarıdır. Aksi tutumu benimseyen devletler ve orduları, tarih ve insanlık önünde kolaylıkla silemeyecekleri bir lekeyle anılmaya mahkûmdur.
Akademik Müfredatta Kamu Diplomasisi
21 Şubat 2025Kamu diplomasisi günümüzde sadece uygulama odaklı bir alan olmaktan çıkıp hızla uluslararası ilişkiler ağırlıklı bilimsel bir disipline dönüşmektedir. Ancak kamu diplomasisi asıl önemini disiplinler arası niteliğiyle kazanmaktadır. Antropolojiden sosyolojiye, sosyal psikolojiye, iletişim bilimine, tarihten siyaset bilimine ve kültürel çalışmalara, jeopolitikten ekonomik ilişkilere kadar geniş bir yelpazedeki bilimsel disiplinlerle yakın bağları vardır. Böylesine çok boyutlu ve çok disiplinli bir alanın sadece uygulamalar çerçevesinde ele alınıp üniversite müfredatlarında bilimsel yer bulmaması şaşırtıcı olacaktır. Dünya üniversitelerinde siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler ve iletişim bilimleri fakültelerinde kamu diplomasisi dersleri yer almaktadır. Ayrıca, lisansüstü programlarda kamu diplomasisinin giderek daha fazla ilgi topladığı görülmektedir. Bu durum Türkiye’de de farklı değildir. Son yıllarda, lisans seviyesindeki derslerin ötesinde, çok sayıda yüksek lisans ve doktora tezi yazılmaktadır. Bunun, Türkiye’nin gelişmekte olan kamu diplomasisi için önemli bir avantaj olduğu düşünülmektedir.
Bunun sonucunda, yakın bir gelecekte kamu diplomasisinin uluslararası ilişkiler veya iletişim bilimlerinin alt disiplini olmaktan çıkarak özgün kuramsal bir altyapıya kavuşacağı düşünülebilir. Özellikle, dünyadaki çatışmaların çözümlenmesi ve barış araştırmaları ile ilişkili olarak başlı başına bir alan olması beklenebilir.
Etkinlikler
İstinye Üniversitesi, Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 27 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşecek olan “Güncel Gelişmeler Işığında Türk-Alman İlişkileri” isimli etkinliğe davetlisiniz.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ev sahipliğinde 9-10 Mayıs 2025 tarihlerinde düzenlenen I. Kamu Diplomasisi Sempozyumunda, Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi (KADAM) önemli katkılarda bulundu.
İstinye Üniversitesi Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 24 Mart 2025 Pazartesi günü, saat 14.00'da çevrimiçi gerçekleştirilecek olan "Yeni Uluslararası Gelişmeler Işığında Türkiye'nin Değişen İmajı" etkinliğine davetlisiniz.
İstinye Üniversitesi Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 25 Mart 2024 Pazartesi günü saat 14:00'da çevrim içi olarak gerçekleştirilecek etkinliğe davetlisiniz.
İstinye Üniversitesi, Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 11 Mart 2024 Pazartesi günü saat 14:00'de çevrim içi olarak gerçekleştirilecek etkinliğe davetlisiniz.
İstinye Üniversitesi Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü tarafından 20 Aralık Salı Günü saat 19.30'da çevrim içi olarak gerçekleştirilecek etkinliğe davetlisiniz.

